İdare Etmek… Memleketin En Yorucu Fiili

İdare etmek… Bir fiil gibi durur; oysa çoğu zaman bir hayat biçimidir. Dilimize sığdırdığımız küçük bir cümleyle başlar: “İdare ederiz.” Bu cümlenin içinde kimi zaman dayanıklılık, kimi zaman gurur, çoğu zaman da saklanan bir yorgunluk vardır. Çünkü idare etmek, yalnız parayı değil, insanın kendini de tutmasıdır: dağılmamak için toparlanmak, toparlandıkça eksilmek.

Bu ülkede idare etmek, gündelik konuşmanın basit bir parçası olmaktan çıktı; ortak bir ruh hâline dönüştü. İnsan, başına geleni anlatacak kelime arar; kelime yetmeyince sessizliğe çekilir. İdare etmek, işte o sessizlikten doğan cümledir: Ne tam itiraz ne tam kabulleniş… Arada bir yerde, insanın kendine “Bugün de böyle olsun” deme biçimi.

Ama “bugün” diye yumuşattığımız her şey, zamanla “hep”e dönüşür.

İdare etmenin asıl gücü de tehlikesi de buradadır: insanı alıştırır. Alışan insan, normal sanır; normal sandığını sorgulamaz; sorgulamadığını değiştiremez. İdare etmek önce dili ele geçirir, sonra ölçüyü… Dün “olmaz” dediğine bugün “olur” dersin. Dün içini acıtan şeye bugün “idare eder” diye geçiştirirsin. Kimi zaman hayatı yoran şey büyük sarsıntılar değil; küçük kabullenişlerin yavaş yavaş çoğalmasıdır.

Asgari ücret açıklandı. Bir rakam söylendi, birkaç başlık atıldı, ekranlar başka gündemlere döndü. Oysa o rakamın asıl sesi, evin içinde duyulur. Çünkü ücret, yalnızca bir sayı değildir; bir insanın eşiğidir: “Buraya kadar” dediği yer. Günlük hayata........

© Cumhuriyet