Eşeğe Ters Binenlerden Ters Kelepçelilere
Bu hafta Akşehir’deydim. Nasreddin Hoca’nın şehrinde, Hıdırlık Tepesi’nde “Nasreddin’den Günümüze Gülmece” başlığı altında bir araya geldik.
Gülmenin yalnızca insanın yüzünü değil, aklını da uyandırdığını konuştuk. Nasreddin Hoca’nın fıkraları tam da böyledir. Önce yüzünüzde küçük bir gülümseme bırakır, ardından sizi beklemediğiniz bir soruyla baş başa bırakır.
Söyleşinin ardından Hoca’nın türbesine uğradık.
Türbenin dört yanı açık, kapısında ise kocaman bir kilit var. Her yanından girilebilen bir yeri kilitlemek, ancak Nasreddin Hoca’nın aklına yakışırdı.
Kapının tam önünde “Dünyanın Ortası”nı gösteren yuvarlak plaket duruyor. Hoca’ya göre dünyanın ortası orasıdır. İnanmayan ölçebilir.
Türbenin önünde aklıma takıldı: Nasreddin Hoca bugün yaşasaydı yine el üstünde tutulur muydu? Yoksa eşeğine ters bindiği, kadıyla alay ettiği, zenginin ikiyüzlülüğünü yüzüne vurduğu için hakkında soruşturma mı açılırdı?
Akşehir’de yüzyıllar önce yaşamış bir mizahçıyı şenliklerle anarken, bugün yaşayan bir mizahçı söyledikleri nedeniyle yargının karşısına çıkarılıyor.
Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisindeki sözler nedeniyle hakkında başlatılan soruşturmayı öğrenince Türkiye’ye döndü. Havalimanında gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Ters kelepçeli görüntüleri yayımlandı, gösterisine de erişim engeli getirildi.
Nasreddin Hoca eşeğine ters biniyordu.
Deniz Göktaş’a ters kelepçe takıldı.
Aradan yüzyıllar geçti ama gücün mizahla ilişkisi pek değişmedi. Güç sahipleri kendilerine gülünmesinden hoşlanmaz. Çünkü kahkaha, korkunun sesini biraz kısar. Korku azalınca kürsüler küçülür, makamlar........
