15 Ocak 1902: Nâzım’ın Doğum Gününde Aşkın Israrı

15 Ocak, takvimde sıradan bir kış günü gibi durabilir. Ama 15 Ocak 1902, kışın ortasına bırakılmış bir sıcaklık gibidir. Nâzım Hikmet’in doğum günü… Bir insanın dünyaya gelişiyle, bir dilin de yeniden nefes alması arasında bazen görünmeyen bir bağ vardır; Nâzım söz konusuysa o bağ iyice belirginleşir. Çünkü onun şiiri, en çok da “sevmenin” cümle kurma biçimini değiştirir.

Nâzım’ın romantizmi, çiçek kokulu bir kolaylık değildir. Aşkı bir sığınak diye değil, bir “dayanma biçimi” diye kurar. Sevmek onda sadece bir duygu değil; bir tür ahlaktır. Yalnız sevdiğine değil, hayata karşı da söylenmiş bir söz gibi durur: “Ben, kalbimi küçültmeyeceğim.” Bu yüzden Nâzım’ı okurken, insan kendi içindeki en hassas yere dokunulmuş gibi olur; ama aynı anda omuzlarına bir ağırlık da biner. Çünkü sevgi, onun dilinde hafif bir şey değildir; taşıdıkça büyüyen bir sorumluluktur.

Biyografisini madde madde saymak kolay: Gençlik, mücadele, hapis, sürgün… Fakat bu kelimeler, Nâzım’ın asıl hikâyesini tek başına anlatmaz. Asıl hikâye, bütün bu sert kırılmaların içinden geçerken bile “aşkı eksiltmemek”tir. İnsanın kendi hayatında bile........

© Cumhuriyet