menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bu daha başlangıç

18 0
latest

Tam 24 yıl bekledikten sonra Dünya Kupası’na katılıyoruz. Tabii ki çok mutluyuz. Takımın 1 numarası Uğurcan’dan yükselen yıldızımız Arda’ya, yöneticisinden teknik ekip ve malzemecisine kadar herkese teşekkürler. Ama ben dört ismi biraz daha öne çıkarmak istiyorum.

Montella: Geldiği günden beri baskı altındaydı. Hemen “yerli hoca lobileri”nin hışmına uğradı. Oyuncu tercihleriyle de eleştirildi. Mesela Ferdi yerine Eren’i tercih etmesiyle, Orkun’u yedeğe çekmesiyle. Ama ısrarla bir oyun anlayışı üzerinde durdu, çözümler üretti. Daha önce takım forvette etkili ama savunmada yetersizdi. Ama şimdi rakibe ve maça göre oyunu çeşitlendiriyor. Bu durum tek maçlık turlarda işimize çok yarayacak. Ve Montella Millileri hem Avrupa Şampiyonası hem Dünya Kupası finallerine götüren tek hocamız.

Hakan Çalhanoğlu: Şimdi daha iyi anlaşılıyor; Almanya yerine Türkiye’yi tercih etmesiyle bu takımın oluşmasında nasıl belirleyici olduğu. Takıma yapılan çoğu haksız eleştiriye kalkan oldu. Medyaya da taraftar kuyrukçuluğuna düşmeden gerekli cevapları çekinmeden verdi. Saha içinde de saha dışında da tam bir çağdaş kaptandı. Play-Off’larda görüldüğü gibi, takımın sakin ve kararlı oyununun merkezinde hep o vardı.

Kenan Yıldız: Öyle bir oyuncu ki oynadığı kanattan her hamlesi size gole gidiyor hissi veriyor. Stiliyle çağdaş, çok yönlü bir oyuncu. Futbol seyir zevki verecekse Kenan bu işi en iyi yapan aktörlerden. Üstelik giderek daha da gelişiyor.

Orkun Kökçü: Sağında solunda aynı futbol dilinden konuşan oyuncular olduğunda yeteneği ortaya çıkıyor, savunmada ve hücumda hep oyunun içinde. Bağlantıları iyi kuruyor, tempoyu ayarlıyor; finalleri getiren golde oyunu birden hızlandırması gibi. Tıpkı bir orkestra şefi.

Bu dört ismi biraz kasıtlı seçtim. Montella İtalyan, Kenan ve Hakan Almanya’da, Orkun ise Hollanda’da doğdu ve yetişti. Onlara şu anda Premier Lig’in en iyi oyuncularından biri haline gelen “golcü” Ferdi’yi de ekleyebiliriz. Yani aslında bir “Dünya takımı” A Millilerimiz. Şimdi finallere gidiyoruz diye milliyetçi kibre kapılmanın, hamaset nutukları atmanın anlamı yok. İlk başarıda kendimizi dev aynasında görme hastalığımız da depreşmesin. Çünkü finallere katılabilmek evet çok önemli ama bu daha başlangıç. 48 takımdan biri olduk sadece. Esas sahneye orada çıkacağız. Oyunumuzla, sportmenliğimizle, ayrımcı değil birleştirici tavrımızla orada övgü almak daha önemli. Avrupa finallerinde yarattığımız sempatinin üzerine çıkmak dileğiyle.


© Cumhuriyet