menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geçitteki söz

14 0
05.06.2026

Bir yıkım nasıl tanımlanır? Bunun için kendime sözcükler arıyorum, yıkımın nasıl olabileceğini yalansız dolansız ifade edebileceğim sözcükler...

Irmaklar geçiyor gözümün önünden; ardından ülkenin ormanları, dağları ve yüzlerini unutmamaya çalıştığım insanları...

İçtiğim suyun hesabını yapmadığım zamanlara dönüyorum. Çileğinin kokusunu ta uzaklardan aldığım tarlaları, bahçeleri hatırlıyorum. Güzünde derin düşüncelere daldığım, kışında üşüdüğüm, baharında sevindiğim, yazında coştuğum ülkemin mevsimlerini düşünüyorum.

Sonra kitabımı açıp Sait Faik’i yeniden okuyorum. “Yaşayacak” öyküsü şöyle başlıyor:

“En mühim mesele elbette ki balığın çıkmasıdır. Balık, ilk fırtınalarla, ilk soğuklarla başlar. Hâlâ suları soğumamış denizin yüzünde küçücük balıkların peşinde koşan kolyoz, artık derinlere inmiştir. Iğrıp ağı, ancak balık derine ve kıyıya indiği zaman kolyozu çevrilebilir.”¹ 

Denizin doğası her daim öğreticidir; insanlık için değerli bir kılavuzdur. Birçok şeyi öğrenmeye ondan başlamaz mıyız? Susuz bir hayat çöldür, virandır. İnsana insanlığını unutturan da bu doğayı görmemek, hissetmemek, yaşamamaktır.

Çünkü suyun çekildiği yerde yalnız toprak değil; insanın hafızası da çatlar, dili kurur.

Bugün ister istemez karşı karşıya kaldığımız yoz siyasetin ve vandallığın, hayatlarımızda çaresizlik içinde sığındığımız ve yüzleştiğimiz bir gerçeklik olması da işte tam bu nedenledir bana göre.

Doğu’ya, bazı arkadaşların ise “Kürdistan” dedikleri coğrafyaya, yolculuğa çıktığımda yanıma iki kitap almıştım.² Bunları yeniden, gittiğim yerlerde okumaya, eski notlarıma dönmeye kararlıydım. 

Önceki yazılarımdan “Doğu’daki Doğu”, bazı okurlarım tarafından ilgiyle karşılansa da eleştirenleri de olmuştu.

Sosyoloji ya da tarih dersi........

© Cumhuriyet