Savaştan sonra
Washington-Tahran görüşmeleri bir belirsizlik içinde koptu. Ancak bir şey kesin: Bu savaşla kapitalist uygarlık ekonomik, jeopolitik, hatta psikolojik bakımdan bir eşiği aştı.
İlk belirtiler, Hürmüz Boğazı’nın kapandığı hafta ortaya çıktı. Tarihin en büyük enerji akış kesintilerinden biri yaşandı: Küresel petrol üretiminin yüzde 10’u piyasadan çekildi, fiyatlar üç hafta içinde yüzde 55 arttı. Katar’daki Ras Laffan tesisine yönelik bir İHA saldırısı LNG kapasitesinin yüzde 17’sini devre dışı bıraktı. Gübre tedarik zincirlerindeki tıkanma küresel gıda üretimini tehdit etmeye başladı. Bu salt bir bölgesel savaşın karmaşık etkisi değil, kapitalist uygarlığın sinir uçlarına doğrudan dokunan bir kırılma.
Bu kırılma, küresel düzeyde yerleşik jeopolitik dengeleri de değiştiriyor.
İran, Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra yoğunlaşan bölgesel etkisini yeni bir düzeye taşıdı. Şimdi, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü bir müzakere aracına dönüştürerek enerji jeopolitiğini yeniden tanımlıyor. İran’da rejim değişti ama Trump’ın, İsrail’in beklediği yönde değil: Görece etkin denetleme, dengeleme kurumlarına sahip bir İslami cumhuriyet, yerini Devrim Muhafızları’nın elinde bir askeri diktatörlüğe bırakıyor. Savaş İran’ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmadığı gibi, bu kapasiteyi geliştirme iradesini daha da güçlendirmiş görünüyor. Trump rejimi hedeflerinin hiçbirini........
