Varlık içinde yokluk mu? Çok tanıdık!

Petrolü var, kendi petrolüne hakim değil!

Maden yatakları var, madenlerini değerlendiremiyor.

Altını var. Ama tam kapasiteli bir üretim yapılamıyor. El emeğiyle elde edilenle ancak acil gereksinim duyulan gıda ve temizlik malzemesi alınabiliyor.

Demiri var, ama demir yataklarını işletemiyor. Altyapı ve yatırımcısı olmayınca demir de demir sanayisi de çok sınırlı kalıyor.

Boksiti var. Yani alüminyum üretimi için en önemli hammaddeye sahip. Uçak, gemi, otomobil yapımından yüksek ısıya dayanıklı ürünlere kadar modern sanayinin süper gücünü toprağın altında tutuyor.

Niyobyumu var. Bununla gökdelenler yapabilir. Daha da önemlisi jet motorları, roket parçaları üretebilir; nükleer reaktörlerde, enerji santrallerinde, uzay sanayisinde teknolojiyi doğasının armağanlarıyla üretebilir.

Tantalı var. Korozyona ve yüksek ısıya çok dayanıklı olan bu cevheri cerrahi aletlerde, implantlarda, bilgisayarlarda, füze teknolojisinde, cep telefonlarında, oyun konsollarında kullanabilir.

Kendisi ilgili sanayide kullanamasa bile kullanabilenlere bolca ihraç edebilir. İşletme, çıktı, değerlendirme süreçlerinin her birinde dünya devi olabilir.

Elmas, gümüş ve bakır zaten toprağın hanımefendileri ve beyefendileri. Bunların insanlık tarihinde nasıl rol oynadığını herkes bilir.

Doğal gaza gelince…

Venezuela’nın doğal gazı da var.

Toprak altı cevherler bir araya gelse, toplanıp bir ülke kursa, hiç şüphe yok ki onları seçimsizce “Efendi Petrol” bir tiran olarak yönetirdi. Enerji kaynağının ana maddesinin ya da üretim biçiminin bambaşka bir hal alacağı o günlere değin petrol, küresel dengeleri........

© Cumhuriyet