Barış süreci: Ne pahasına? |
CHP, son dönemdeki çıkışlarıyla ana muhalefet partisinden birinci parti konumuna yükseldi. Toplumun geniş kesimleri Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun liderliğinin farkında. Bu birçok Atatürkçü yazarın yorumlarına da tarafsız anket sonuçlarına da yansıyor.
AKP’nin ve Erdoğan’ın seçime doğru giderken DEM’e ne kadar ihtiyaçları olacağını herkes görüyor. MHP’nin “fikriyle” gösterişli bir şekilde başlayan “Barış Komisyonu”, Şara dönemiyle birlikte SDG/YPG etrafında Suriye’de yaşananların da etkisiyle, ivmesini kaybetti. Bu noktada, CHP’nin adeta komisyonun liderliğini üstlenmesi, karışanların “çokuluslu” olduğu bu kaygan zeminde ciddi bir risk. CHP’nin buna ihtiyacı var mı? Tabii ki kimse Güneydoğu’da bir daha çatışma görmek istemiyor. Bundan şüphemiz yok. Barış ama ne pahasına? Bunun yanıtı çok kritik! Çünkü son 42 yılda çok ağır bedeller ödedik. Halkımız, Türkiye’nin üniter yapısına ve ulusal değerlerimize, anayasaya zarar verecek formüllere hiçbir şekilde geçit vermek istemez.
Kuruluş yıllarımızda yaşanan acılar seneler içinde hep gündeme geldi, kaşındı, hatırlatıldı, çoğu zaman provokasyon malzemesi olarak kullanıldı. Açık konuşalım, Cumhuriyetin kuruluşunu ve Atatürk’ün başarılarını öve öve bitiremeyen kimi yazarlarımız, siyasilerimiz, akademisyenlerimiz konu o dönemdeki isyanların bastırılması olduğunda maalesef bir mahcubiyete giriyorlar. Ne bekleniyordu, Şeyh Sait veya Menemen isyanları yaşandığında, yakın tarihin en popüler tepkisiyle, sadece “kınadıklarını” mı söyleyeceklerdi? Yurdun her yerinde gizli oluşumlar fokurdarken, mucize üstüne mucize gerçekleştirilerek kurulan genç Cumhuriyetimizin bu konularda çekingen veya tereddütlü davranması mümkün olabilir miydi? Kurtuluş Savaşı’nı kazanan iradenin, o günkü zor şartlarda Cumhuriyeti müdafaa edebilmiş, isyanları bastırabilmiş olması,........