Satranç ve köpekler

Satranç öğrenmeye bir ara çok heves ettim.

Az çok öğrendim de...

Ama geliştirmeye vakit de fırsat da olmadığından, diyebilirim ki bütünüyle unuttum gitti.

Şimdi, nasıl hamle yapılacağı şurada dursun, taşları tahtaya dizmeyi bile beceremem.

Ama adlarını ve sayılarını anımsıyorum: Bir şah, bir vezir, ikişer tane at, fil ve kale. Piyon sayısını unutmuşum. İnternete baktım, sekiz taneymiş...

Satranç ve siyaset arasında yakın ilişki olduğundan kuşku duymam.

Büyük düşünür, büyük devrimci ve siyaset adamı Lenin’in usta bir satranç oyuncusu olduğunu bir yerde okumuştum.

Dünyada başka hangi siyasetçiler var satranç bilen, araştırmak gerekir.

Örneğin, her nedense aklıma ilk isim olarak gelen Churchill, iyi bir satranç oyuncusu olmalıdır diye düşündüm. İlk fırsatta bakmalıyım.

Ya bizde? Bunu da araştırmalı.

Satranç taşlarını saydınız ama köpeklerle satrancın ne ilişkisi var diye düşünenler olacaktır.

Bu ilişkiyi ben ilk kez 70’li yıllarda, yanlış anımsamıyorsam ilkin Militan dergisinde ve Dörtlükler adlı kitabımda, sonra da bugüne kadar bütün şiir seçkilerimde yer alan, pek sevdiğim şu dörtlüğümde kurmuştum:

Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale

Düştü birbiri ardına atlar, filler,

Ama şah hâlâ ayak diremekte:

Yeni taşlar bulundu çünkü: Köpekler...

Şair bu şiirde ne söylemek istemiş diye, oldukça sevimsiz bir soru vardır.

Çünkü şiirde anlatılan şey zaten şiirin kendisidir.

Yine de ben de sevimsiz olmayı göze alarak bir açıklama yapmayı deneyeyim.

Bu şiiri yazdığım dönemde, inanın ki şiirin beklenmedik şaşırtıcılığı dışında, yani şiirin kendisi dışında bir düşüncem ya da somut bir gönderme amacım yoktu.

Şah ve köpekler........

© Cumhuriyet