menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sonsuzluğa açılan pencere

20 16
14.11.2025

Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı’nda yattığı odanın pencereleri boğaza bakıyor. Güneşli bir gün değil. Boğaz, kapalı günlerde bile bir yerlerden aydınlıklar devşirir.

Hasta rahatsız olmasın diye bütün perdeler örtük. Gene de boğazın güleğen aydınlığı, perdenin kuşgözü kadar açık aralığından bile sızıp hastanın yüzüne vuruyor.

Anadolu’da ışık sızıntılarından “güneş” yaratan Mustafa Kemal Atatürk’ün ruhunun yansımasıdır bu.

Atatürk son on gündür uyuyup uyanıyor, o küçük aydınlık, bir dost eli gibi her uyanışta onun yüzünü okşuyor. Hasta birkaç dakikalığına kendine geliyor, çok geçmeden gene dalıp gidiyor. Uyanıklığında da dalıp gidişinde de “aydınlık” hep başının ucunda.

Hasan Rıza Soyak, Salih Bozok, Kılıç Ali odanın bir köşesinde acı çekmenin tek yüreği olmuş. Doktor Mim Kemal Öke, Atatürk’ün yanına gidip geliyor. Doktor Neşet Ömer İrdelp, Abravaya Marmaralı da öyle.

Derin dalışlarında kız kardeşi Makbule ise başucunda Kuran okuyor.

29 Ekim günü, Cumhuriyet Bayramı her yılki gibi kutlanıyor. Bu yıl, Atatürk’ün sesinden yoksun. Boğaziçi vapurlarından birini dolduran Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri Dolmabahçe Sarayı’nın önüne geliyor. “Biz Ata’mızı görmek isteriz”........

© Cumhuriyet