menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Putin’in İran denklemindeki rolü

10 0
18.03.2026

Öncelikle Rusya ile İran arasında imzalanmış olan stratejik ortaklık anlaşmasının niteliğini doğru okumak gerekiyor. Bu anlaşma askeri bir ittifak değil; tarafların birbirlerine asker göndermesini ya da doğrudan askeri yardımda bulunmasını öngören bir anlaşma değil. Anlaşmanın temel çerçevesi, uluslararası platformlarda birbirlerinin pozisyonlarını savunmak ve diplomatik olarak desteklemek üzerine kurulu. Dolayısıyla bugün yaşanan gelişmeler değerlendirilirken Rusya’nın attığı adımların askeri değil diplomatik zeminde ilerlediğini görmek ve ona göre değerlendirmek gerekiyor.

ABD -İsrail saldırısının ilk anından itibaren Moskova’nın verdiği refleks de bu çerçeveyi doğrular nitelikteydi. Hatırlayın İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney için taziye mesajı gönderip başsağlığı dileyen ilk liderlerden biri Vladimir Putin oldu. Hemen ardından İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı telefon görüşmesi var ki onu Rusya’nın İran’daki mevcut yönetimi diplomatik dille açık biçimde "mevcut yönetimi tanıyorum" ifadesinin bir göstergesi olarak görmek gerekiyor. Ardından Basra Körfezi’ndeki hemen hemen tüm ülke liderleriyle gerçekleştirilen görüşmeler, Rusya’nın aslında hiç de sessiz olmadığının başlı başına göstergesi oldu. Tüm bunlar, Kremlin’in uzaktan izleyen değil; dikkatle yöneten, süreci takip eden ve gerektiğinde pozisyon alan bir aktör olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Rusya’nın tepkilerini yalnızca askeri başlıklar üzerinden okumaya çalışanlar ise Moskova’nın asıl gücünün diplomatik nüfuzunda toplandığını gözden kaçırıyor.

Tabii sadece Putin değil, aynı zamanda Rusya’nın en önemli güç unsurlarından biri olarak gördüğü Dışişleri Bakanlığı mekanizması da bu süreçte yoğun bir mesai harcadı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile sürdürdüğü temas trafiği, Moskova’nın bu meseleye bölgesel güç dengelerini doğrudan etkileyen stratejik bir başlık olarak baktığını da açık biçimde ortaya koydu.

Rusya'nın elindeki gücü Sovyet mirası diplomasi çarkı

Öncelikle İran’ı 12 gün savaşları boyunca “kağıttan kaplan” olarak nitelendiren çevreler, sahadaki gelişmeler karşısında bu söylemlerini yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı. İlk gün en üst düzey kayıplar verilmiş olmasına rağmen, 2500 yıllık geçmişi olan bir strateji üzerine kurulu bir ülkenin refleksini ortaya koyan İran’ın verdiği karşılık, bölgesel denklemde hâlâ göz ardı edilemeyecek ve kolay lokma olmadığının da göstergesi oldu. Bu tabloyu en dikkatli okuyan ülkelerden birinin de Rusya olduğu net olarak anlaşılıyor.

Bütün yaşanan süreçte Moskova'nın attığı adımlara bakınca Kremlin’in enerji başlığını da devreye aldığı, özellikle petrol piyasalarında oluşabilecek sarsıntıları yakından izlediği anlaşılıyor. EN kısa sürede Rus enerji devinin karar vericilerini Kremlin'de toplayan Putin’in hem küresel enerji dengelerini hem de Hürmüz Boğazı merkezli riskleri hesaba katarak yürüttüğü temaslar, Moskova’nın süreci dar bir bölgesel çatışma olarak değil, küresel etkiler doğurabilecek çok katmanlı bir denklem olarak okuduğunu ortaya koyuyor. Putin’in verdiği mesajlarda da bunu görmek mümkün. Özellikle Rusya’ya yaptırım uygulayan Avrupa Birliği ile enerji konusunda yeniden çalışmak için kapıların açık olduğunu ifade etmesi, bunun en dikkat çekici göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Bu tablo, Batı’nın krize ne kadar hazırlıksız yakalandığını da gözler önüne serdi. Özellikle petrol fiyatlarının kısa süre içinde sert biçimde yükselmesi, Hürmüz Boğazı kaynaklı risklerin küresel ekonomi üzerindeki etkisini bir kez daha hatırlattı. Avrupa ve ABD cephesinde ise bu dalgalanmaya karşı önceden hazırlanmış güçlü bir stratejik çerçevenin bulunmadığı akıllarına gelen ilk planı uygulamaya aldıkları görüldü. Buna karşılık Moskova’nın enerji ve diplomasi başlıklarını birlikte okuyan yaklaşımı, Rusya’nın bu tür krizleri yalnızca güvenlik meselesi olarak değil, aynı zamanda ekonomik ve jeopolitik sonuçlar doğuran çok boyutlu bir denge alanı olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Üstelik bunları yaparken Ukrayna ile de dört yıldır süren bir savaşta olduğunu hatırlatmak gerekir.

Bütün bu gelişmeler bir arada değerlendirildiğinde, Rusya’nın İran konusunda sessiz kaldığını ya da belirsiz bir tutum sergilediğini söylemek mantık dışı. Moskova askeri alana girmeden de etkili olunabileceğini, Ortadoğu gibi son derece kırılgan bir coğrafyada doğrudan çatışmanın değil, kontrollü ve stratejik nüfuzun peşinde olduğunu açık biçimde gösterdi.

Bu noktada Rusya’nın Ortadoğu politikasının aslında yeni olmadığını da hatırlamak gerekiyor. Moskova’nın Filistin, Gazze ve İran gibi başlıklarda izlediği çizgi, büyük ölçüde Sovyetler Birliği döneminden miras kalan stratejik yaklaşımın güncellenmiş bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Yani ortada ani bir politika değişimi değil, uzun vadeli jeopolitik düşüncenin günümüz koşullarına uyarlanmış hali var. Bu nedenle Rusya’nın attığı adımları doğru okumak için yalnızca bugünün gelişmelerine değil, Moskova’nın tarihsel dış politika reflekslerine de bakmak gerekiyor.

Bir diğer dikkat çekici gelişme ise ABD Başkanı Donald Trump ile Vladimir Putin arasında gerçekleşen telefon görüşmesiydi. Krizin tam ortasında gerçekleşen bu temas, yalnızca iki lider arasındaki rutin bir diplomatik görüşme olarak değerlendirilmemeli. Çünkü İran merkezli gerilimin küresel enerji piyasalarından bölgesel güvenlik dengelerine kadar uzanan etkileri düşünüldüğünde, Washington ile Moskova arasında kurulan bu temas hattı sürecin gidişatı açısından önemli bir işaret verdi. Nitekim görüşme sonrasında petrol fiyatlarında yaşanan kısmi geri çekilme ve konuşma tonun bir miktar yumuşaması, Kremlin’in kriz anlarında kurduğu diplomatik temasların uluslararası dengeler üzerindeki etkisini bir kez daha ortaya koydu.

Bütün bu tabloya bakıldığında aslında ortaya çıkan sonuç oldukça net: Rusya İran konusunda ne sessiz kaldı ne de belirsiz bir politika izledi. Moskova askeri müdahaleye başvurmadan da bölgesel ve küresel dengelerde nasıl etkili olunabileceğini aslında uygulamalı olarak gösterdi. Diplomasi, enerji dengeleri ve liderler arası doğrudan temaslar üzerinden kurulan bu strateji, Kremlin’in Ortadoğu’daki krizleri kısa vadeli gelişmeler olarak değil, uzun vadeli jeopolitik satrancın iyi düşünülmüş hamleleri olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu nedenle Rusya’nın attığı adımları anlamak isteyenlerin yalnızca görünen hamlelere değil, satır aralarında verilen mesajlara da dikkatle bakması gerekiyor.


© CNN Türk