SAVAŞIN PANZEHİRİ: YAREN VE PUNCH |
Bir de şimdi nasıl, neden ve nereden atıldığı belli olmayan füzelerin ülkemizin sınırları içerisinde düşmesinin şokunu yaşıyoruz. Bu kez Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde bulunan ittifak üslerinin hedef alınması ihtimali üzerine, yavru vatan KKTC’yi olası saldırılara karşı korumak amacıyla 6 adet F-16 savaş uçağımızı Ercan Havalimanı’na konuşlandırdık
Şimdilik Dörtyol’da ve Gaziantep yakınlarında etkisiz hale getirilen İran füzesi dışında çok şükür bir vukuat yok.
Ama gözümüz hep ekranlarda. Savaşta yeni gelişmeleri olay yerlerinden izlemek, kimin kimi vurduğuna canlı yayında tanık olmak, konuyla ilgili haritalı açık oturumlara kafayı takmak ve yorumların içinde adeta ambale olmak… Sık sık Trump ve Netanyahu’nun bitmez tükenmez tehditlerini dinlemek, bu mübarek Ramazan günlerinde bizi fazlasıyla yıpratıyor.
Bazen bilgisayarın başına oturup penguenleri, kutup ayılarını seyretmek istiyorum. Ama onları zamanında fazlasıyla izlediğim için, son günlerde iki kahramanı ekrana getiriyorum. Sadakatin 16 yıllık simgesi olan leylek Yaren’in balıkçı dostu Adem Amca ile adını verdiği sandalında buluşması, ardından eşi Nazlı’nın aynı yuvaya konması ve burada 6 ay kalıp yeni doğan yavrularını uçurmaya hazırlamaları bence harika bir doğa gerçeği.
Yaren bazen rötarla, bazen de bu yıl olduğu gibi erken geliyor. Bursa’nın Ulubat Gölü’nde yaşanan bu ziyaret, geleneksel bir buluşma
olarak dünyada kitaplara konu olurken belgeseli bile dört bir yanda hayranlıkla izleniyor.
Şimdi televizyonun önüne çöküp saatlerce petrol ve zengin madenler için çarpışan ülkeleri, öldürülen kadınları ve çocukları hazin, trajik bir şekilde izlerken; diğer yanda bir insanla bir kuşun sevgisini, saygısını ve bağını karşılıklı göstermesi bana savaşın panzehri gibi geliyor.
Biliyorsunuz, leylekler ötemez. Onun yerine uzun gagalarını “tak tak tak” diye vurarak haberleşirler. Ama Adem Amca, Yaren’le adeta masal anlatır gibi iletişim kuruyor.
Sadık leyleğin 16. gelişi tamamlandı. Şimdi merak edilen şu: Acaba bir yıl sonra yine gelecek mi? Yine o adını taşıyan sandala konacak mı?
Ve makak türü yavru maymun Punch’ın Japonya’daki hayvanat bahçesinde doğar doğmaz yaşadığı çile… Annesi tarafından terk edilen, itilen, kakılan ve ailesi tarafından uzaklaştırılan maymunun; bakıcıların verdiği bir orangutan oyuncak bebeği annesi kabul edip, ona sığınması ve çare araması hepimizi sarstı.
Dayak yedikçe o orangutan bebeğe sarılıp kaçacak yer arayan Punch’ın tek başına verdiği mücadele ve ailesinin açtığı bu acımasız savaş bana insanoğlunun 3. Dünya Savaşı’nın provasını yaptığı hissini verdi ve beni daha da öfkelendirdi.
Savaşın ve bitmek bilmeyen kötü haberlerin arasında Yaren ve Punch, insana yeniden umut veren iki küçük hikaye oldu. Bize sevginin, sadakatin ve insani duyguların ne kadar değerli olduğunu hatırlattılar.
Bir yanda Yaren, diğer yanda Punch.
Kötülüklere karşı sanki bir panzehir görevi üstlenerek iyiliğin ve barışın birer simgesi haline geldiler. Bu çirkin dünyaya, güzelliğin de var olduğunu adeta ders verir gibi anlattılar.
Dünya üzerinde sınırlar çizilmiş durumda. Bu bir gerçek.
Doğal kaynakların bazı bölgelerde daha fazla bulunması da bir başka gerçek. Ancak bu kaynaklara ulaşmanın yolu savaş olmamalı. Çünkü savaş yalnızca yıkım getirir; geride acı, gözyaşı ve derin yaralar bırakır.
Oysa dünya hepimizin. Eğer bu kaynaklar insanlığın yaşamı için vazgeçilmezse, neden akıl ve sağduyu ile kurulan adil anlaşmalarla paylaşılmıyor?
Neden insanların hayatı pahasına, şehirler yerle bir edilerek, çocukların geleceği karartılarak elde edilmeye çalışılıyor?
Tarih bize defalarca gösterdi ki savaş hiçbir zaman kalıcı bir çözüm olmadı. Güçlü olanın kazandığı sanıldı ama aslında herkes biraz daha kaybetti.
İşte bu gerçeği bazen doğa bize en sade haliyle anlatıyor. Bir insanla bir leyleğin kurduğu dostlukta… Ya da annesinin sevgisini bulamayan bir yavru maymunun, sarıldığı bir oyuncakta teselli arayışında…
Yaren’de sadakatin gücünü görüyoruz. Punch’ta ise sevginin ne kadar hayati olduğunu…
İnsan bu iki görüntüyü yan yana görünce bir gerçeği daha iyi anlıyor: Dünyayı ayakta tutan şey güç değil, sevgidir.
Bazen insan gürültüden, öfkeden ve savaş çığlıklarından uzaklaşıp sakin bir köşeye çekilmek istiyor. Böyle anlarda sevgi dolu, saf duyguların olduğu hikayeleri izlemek adeta bir meditasyon gibi geliyor. Çünkü o anlarda hatırlıyoruz: İnsanlığı ayakta tutan şey güç değil, sevgi.
Savaş sahnelerini izlemeye sinirleriniz dayanmıyorsa, isyan ediyorsanız tavsiyem şu: Yaren ve Punch’ın gerçek hikayelerine dalın. Mutlaka iyi gelecektir.
Ve belki de en büyük gerçek şu:
Savaşlar dünyayı değiştirebilir ama kalpleri asla kazanamaz. Sevgi ise derindir,içtendir, yüreğe dokunur ve sonunda her zaman kazanır ..