menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Can Yaman'ın İtalya yolculuğu! Şişirilmiş şöhret mi? Gerçek başarı mı?

20 0
27.02.2026

Kimdi bu Can Yaman? Nasıl bir eğitim almıştı? Bu sorular Türkiye’de uzun süre yüksek sesle soruldu.

İstanbul İtalyan Lisesi mezunuydu. Ardından Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş, ileri düzey İngilizce ve ana dili gibi İtalyanca konuşan bir hukukçuydu. Oyunculuk, hayatına sonradan girmişti. Oyunculuğa tesadüf değil; bilinçli bir eğitim ve çalışma süreciyle adım attı.

Ancak Türkiye’deki yükselişi her zaman alkışla karşılanmadı. Can Yaman, bir dönem “şişirilmiş şöhret” olarak nitelendirildi. Oyunculuğu, dış görünüşü ve popülerliği üzerinden sert biçimde eleştirildi. Türk basını ve sektör, onu uzun süre “sönecek bir yıldız” gibi gördü; epeyce de hırpaladı.

O ise tartışmalarla vakit kaybetmedi. Rotasını İtalya’ya çevirdi ve durmadan çalıştı. İtalyanca bilgisi, sahne disiplini ve profesyonel yaklaşımı sayesinde kısa sürede geniş bir izleyici kitlesi edindi. Türkiye’de tartışılan isim, İtalya’da güvenilen bir yüz haline geldi.

Roma’daki dostum Alessandra Buffa, eski başbakanlardan Silvio Berlusconi’nin ailesine ait kanal olan Canale 5’te Erkenci Kuş dizisinin yayınlanmaya başladığını, reyting rekorları kırdığını ve her iki oyuncu için de büyük fan kulüplerinin kurulduğunu söyledi.

Can Yaman’ın İstanbul İtalyan Lisesi mezunu olması ve İtalyanca’yı ana dili gibi konuşması, bu ülkede şöhreti yakalamasını fazlasıyla kolaylaştırdı. Canale 5’in Can Yaman ve Demet Özdemir’i sık sık magazin programlarına çıkarmasıyla ünleri kısa sürede tüm Avrupa’ya

yayıldı. İtalya’da yaşamaya başlayan Can Yaman, zamanla sokaklarda ve meydanlarda yürüyemez hale geldi. Özellikle genç kızların yoğun ilgisiyle karşılaşan yakışıklı Türk oyuncu, İtalyan dizileri için birçok teklif aldı.

Kariyerine Türkiye’de başlayan ve Erkenci Kuş öncesinde İnadına Aşk, Dolunay, Hangimiz Sevmedik, Bay Yanlış ve Saba ile Oyuna Geldik projelerinde rol alan Can Yaman, Viola adlı diziyle İtalya macerasına start verdi. Üç sezon süren bu yapım büyük beğeni kazanırken, Can Yaman El Turco dizisi için projeden ayrılmak zorunda kaldı.

Can Yaman kendini bu ülkede eğitimsiz bir popüler yüz değil, akademik bir mesleği olan, ardından oyunculuk eğitimiyle geliştiren bir oyuncu olarak tanıtmaya çalıştı.

Şöhret yolunun basamaklarını adeta uçarcasına çıkan Türk oyuncu, geçmişte büyük başarı kazanmış ve iz bırakmış olan Sandokan dizisinin yeni uyarlaması için yapılan provalarda da göz doldurdu. 1976’da çekilen Sandokan – Malaya Kaplanı, İtalyanları ekran başına kilitlemiş; Hintli oyuncu Kabir Bedi bir idol haline gelmişti.

Ve günümüze dönelim…Bugün gelinen nokta ortada:

Can Yaman, dünyanın en eski ve en prestijli müzik organizasyonlarından biri olan Sanremo Şarkı Festivali’nde sunucu olarak sahnedeydi. Üstelik bu festival, sadece bir şarkı yarışması değil; Avrupa kültürünün de vitrinidir.

Artık İtalya’da bir fenomen olarak görülen yeni Sandokan, Avrupa’nın rakipsiz şarkı festivali olan Sanremo Şarkı Festivali’ne bu kez konuk olarak değil, ilk gecenin sunucusu olarak çıktı. Üstelik sahnede, festivalin efsane isimlerinden Carlo Conti ile birlikteydi. Yanlarında ise dünyaca ünlü, Grammy ödüllü Laura Pausini vardı.

Ariston Tiyatrosu’nda sahneye çıktığında büyük bir alkış koptu. Görkemli merdivenlerden inen Can Yaman, Carlo Conti ve Laura Pausini ile kusursuz İtalyancasıyla selamlaştı. Ardından Pausini’ye dönerek, “Haydi, seninle bir Türkçe şarkıyla geceye başlayalım. Sen sadece benim söylediklerimi tekrar et,” dedi ve ritmik bir şekilde “Kuzu Kuzu”yu söylemeye başladı.

Belli ki şarkı önceden prova edilmemişti. Laura Pausini’nin kısa bir süre bocalamasına rağmen şarkıya eşlik etmesi salonda gülümsemelere neden oldu. Can Yaman, seyircilere Tarkan’ı tanıtırken, Sanremo tarihinde ilk kez bir Türkçe şarkı sahnede seslendirilmiş oldu.

Daha sonra sahneye çıkan sanatçıların tanıtımını yaptı ve bol alkış aldı. Sandokan dizisinden söz ederken, 50 yıl önce Malaya Kaplanı’nı canlandıran Kabir Bedi’yi sahneye davet etti. Ancak gecenin en büyük alkışı, Can Yaman’ın şu sözlerinden sonra koptu: “Bizde bir gelenek vardır. Kişi, büyüğünün ve ustasının elini öper ve başına koyar; böylece saygısını gösterir.” Bu sözlerin ardından Kabir Bedi’nin elini öperek seyirciler önünde bu geleneği yerine getirdi.

Ertesi gün sosyal medyada ve basında yapılan yorumlara baktım. Can Yaman’ın gecenin ön plana çıkan ismi olduğu, Carlo Conti ve Laura Pausini’den bile daha formda olduğu ve geceye renk kattığı yazılıyordu. RAI 1’de yayınlanan programın reytingi %58’e ulaşmış, yaklaşık 10 milyon izleyici Sanremo Şarkı Festivali’ni takip etmişti.

Geçtiğimiz hafta sonu Berlin Film Festivali’nde iki Türk yönetmen Altın ve Gümüş Ayı ödüllerini kazanmıştı. İlker Çatak Sarı Zarflar, Emin Alper ise Kurtuluş adlı yapıtlarıyla Türkiye’nin gururu olmuştu. Salı gecesi bu başarıyı Can Yaman da sunuculuk performansıyla sürdürdü ve sanatta kazanan bir kez daha Türkiye oldu.

Yıllarca “geçici” denilen bir isim, artık uluslararası bir sahnede, milyonların önünde görev alıyor. Bu başarı, yalnızca bireysel bir kariyer zaferi değildir. Aynı zamanda Türkiye adına da büyük bir gururdur.

Disiplinle ve bilinçle çalışıldığında, başarının yalnızca kendi ülkesinin sınırlarında kalmadığını görüyoruz. Can Yaman, emeğin ve sürekliliğin başka bir ülkede de kabul gördüğünü somut biçimde ispatladı. Bugün o, Türkiye adına Avrupa’da sanatta bizi temsil eden; vizyonu, çalışkanlığı ve duruşuyla ülkemizin adını uluslararası sahnelerde duyuran güçlü bir isimdir.


© CNN Türk