+ÇAYSIZ, SİMİTSİZ VAPUR ASLA!+ |
İstanbul Şehir Hatları vapurlarında çay servisi kalkacakmış. Yerine modern dünyamızın otomatları konacakmış. Karton bardakta, demsiz çay içmek…
İlk kez Şehir Hatları vapuruna bindiğimde babam bana cam bardakta sunulan, “tavşan kanı” diye tabir edilen çay ve çıtır simit almıştı. Hala tadı damağımdadır. Kadıköy–Karaköy seferi yapan Kanlıca adlı vapurun büfesi hayli genişti. Yok yoktu. Babam ıhlamur çayı istemişti. Ben de ek olarak iki adet Zambo marka ciklet almıştım.
Savaş Özbey’in haberinde büfelerin kaldırılacağı ve çalışanlara bunun bildirildiği belirtilmiş. Ayrıca yeni uygulama için pilot hatlar bile seçilmiş.
Şöyle bir durup düşünelim…
Çay, vapur ve deniz. İstanbul dediğin şey tam da bu üçlünün arasında yaşanır. Vapura binince hepimizin içinden geçen ilk şey bir çay almaktır. Cam bardak ele değmeden yolculuk tamamlanmış sayılmaz. Vapurda çay içmeyen, bu tadı tatmamış neredeyse kimse yoktur. Genç, yaşlı, aceleci ya da dalgın. Bu herkesin kendine ait ama ortak bir alışkanlığıdır. Denizle göz göze gelirken çaydan bir yudum almak, İstanbul’da olmanın en sade ve en gerçek halidir.
Hayat biraz daha güzel olur.
Boğaz’ın sembolleşmiş bir kültürüdür vapurlardaki büfe. Demsiz, sallama poşetten yapılan çayların otomatlardan, nakit para karşılığı satın alınmasını yadırgıyorum. O çayın dumanı tütmeyecek, denize doğru iz bırakıp uçmayacak.
Çayın parası boşları verirken tabağına konmalı. Otomatta simit de olmaz. Çıtırlığını kaybeden, susamları dökülen bir simidin tadı nasıl olur acaba? Ve simit küçük parçalara bölünüp martılara doğru havaya atılamayacak.
Eski köye yeni adetler son zamanlarda sıklaşıyor. “Çağ atlıyoruz” diye bunlar olmamalı. Oturmuş, kanıtlanmış, benimsenmiş şehir kültürünü ekonomik........