+Yeni Esaret Dönemi+
Biraz geriye giderek ömrünüzden geçen belki yirmi otuz seneye baktığınızda , zaman bu kısa kıyaslarda bile hiçbirimize yetmiyor. 24 saat yerine 48 saatlik bir gün döngüsü bugün eminim hepimizin isteyebileceği bir zaman dilimi.
Eskiden kitle iletişim araçları sınırlı olduğundan bilgiye erişim bu kadar hızlı değildi. Bilgiye erişmek için harcanan zahmet sebebiyle insanın kendisi, doğa ve çevresiyle geçirdiği vakit daha uzundu. Bu durum sayesinde yaşamı; daha yavaş akıyorcasına sakin hissediyorduk.
Sevgili İlber Ortaylı’nın “Bir Ömür Nasıl Yaşanır” kitabında yaşama dair anlatımı geliyor aklıma... Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettiğinde henüz yirmili yaşlarının başındaydı. Usta şairler, büyük sanatçılar eserlerini 30 yaşlarına varmadan 25’leri öncesinde ortaya çıkarıyorlardı. İlber Hoca 40’ından sonra bireyin üretiminin artık yükselme dönemi değil bir nevi yüksek verimlilikten uzak bir döneminin başlangıcı olarak aktarıyor kitabında. Bugün bizler yirmi yaşından küçük birinin reşit olduğuna bile şüpheyle bakıyoruz. Hatta büyük işler başarmak için O’nun adına, henüz yirmili yaşların çok erken olduğunu düşünüyoruz. Uzmanlık ve ustalık için yaş kriterlerimiz var ve daha çok zaman gerektiğini var sayıyoruz.
Hatırlıyorum ben küçükken yirmi beş yaş sonrası bir erkek toplumda “amca” hitabına kavuşuyor, kırk yaşına gelen ise artık yaşlanmış kabul ediliyordu. Ellili yaşlar ise ömrünün tamamlamasının doğal olduğu yaşlardı. Erken yaşta yirmiler öncesinde evlenilir ve ile sorumluluğu alınırdı. Otuz beşinde torun sahibi olunması herkes için gayet doğal karşılanabilirdi. Bugün ise erkekler otuz yaşımızı bir geçelim sonra evlilik ve aile hayatını düşünürüz veya ileride çocuk sahibi olabiliriz diyorlar. Emeklilik yaşlarımız artık altmış beşlerde ve ömür ortalama olarak seksenlere dayanıyor. Bu açıdan baktığımızda ömrümüze bir otuz yıl kazanmış gibiyiz. Peki gerçekten bu otuz sene şu an nerede?
Zaman evriliyor yaşam başkalaşıyor ve artık baş........
