NASA’nın (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) 2017 yılında resmi internet sitesi üzerinden yaptığı açıklamayı hatırlayanlarınız mutlaka olacaktır. “Dünyanın manyetik alanında yer alan gizli portallar”(Hidden Portals in Earth’s Magnetic Field, Science@NASA, Aug 7, 2017) başlıklı bu makalede hani bildiğimiz NASA, dünya üzerinde gizli portalların yani ışınlanma alanlarının olduğunu söylemiş, Dünyanın belli manyetik alanlarında olan bu portallara NASA-X noktaları adını vermiş, sonra da ortalığı birbirine katmıştı.

Bu resmiyet kazanan bilginin ardından da bilim kurgu filmlerinde sıklıkla görmeye alışkın olduğumuz gökyüzü geçitleri, gizli portallar, yıldız kapıları, solucan delikleri gibi şüpheyle yaklaşılan bir çok kavram bir anlamda ete kemiğe bürünmeye başlamıştı. Bu nedenle de eski medeniyetlerin altın çağda dünya üzerinde yaşadığı dönemde dağların tepelerinde buldukları manyetik alanlar, “portal açma” yani uzay - zaman yarıklarını kullanarak seyahat etme gibi kavramlar daha da anlam kazanmıştı.

Şimdi bu noktada kestirme yoldan galaksiler ve paralel evrenler arası bir uzay seyahati yapmayı kim istemez ki? Ancak tabi önce NASA da varlığını teyit etmişken bu görünmeyen portalları görünür yapmak gerekiyor.

Şimdi pek de yeni olmayan bu bilgiyi bize niye yeniden hatırlatıyorsun derseniz..

Çünkü geçtiğimiz Çarşamba akşamı The Stay Boulevard Nişantaşı’nda “Blackdove’dan Türkiye’ye Merhaba” sergisinin koleksiyonerlere özel ön gösterim davetindeydim ve bu davette tam da bu portal konusuna değinen bir NFT sanatçısının eserine denk geldim. Zaten kendisinin eseri, daha sergi alanına girmeden sizi merdivenlerde karşılıyor, merdiven boyunca uzanan aynalardaki yansımaları ile sizi sonsuzluğunuzun en minik parçasına kadar ulaştırıyor ve dolayısıyla da Nişantaşı’nın göbeğinde çaktırmadan zihninize “Portal?!” fikrini sokuveriyordu. Sonrasında ise sergi alanına girdiğinizde sol kanatta kendisinin yan yana sergilenen 3 NFT’sini görüyordunuz. Sağ ve solda, bir parantezi solda açıyor ve sağda da kapatıyor gibi aynı NFT’yi 2 ayrı ekranda görüyor, bu iki ekranın ortasında kalan ekranda da bu eserin yaratıcısı olan LOREM’in İstanbul’a açılan portal kapısını görüyordunuz. Şeffaf, ince uzun bir dikdörtgen kapı, denizin hem üzerinde hem de ortasında havada duruyor ve sizi hazırsanız kapının öbür ucunda ne olduğunu görmeye davet ediyordu.

Bu eserin yaratıcısı LOREM’e sorduğumda bana sanatın kendisi için bir tür gerçeklikten uzaya kaçış ve de meditasyon gibi olduğunu söyledi. Bu nedenle de sanatı günlük streslerden uzaklaşmanın bir yolu olarak kullandığını aslında izleyiciye de o nedenle eserinin aynı etkiyi yapmasını hedeflediğini, dakikalar boyunca izleyip bir kaç saniyeliğine de olsa insanların her şeyi unutabilmiş olmalarını istediğini söyledi. “Portals” adını taşıyan 6 eseri içinde barındıran bu koleksiyonunda gerçekten olan ve gerçekliğinden ilham aldığı mekanlar olduğu gibi bir anda gözleri önüne gelen, gerçekte olmayan soyut mekanlar da varmış. İstanbul adını taşıyan bu eser ise kendisinin bu sergi için çalıştığı stresli bir anında yaratılmış. (LOREM’e sergi sonrası mail attım ve kendisi de hızlıca bana geri dönüş yaptı. Dolayısıyla bu paragraf bu yazışmadan derlediğim bilgilerden oluşuyor.)

Bu sırada konu “portal açmak” konusuyla başlayınca heyecandan en önemli bilgileri vermeyi atladım. Bu gittiğim sergi, global bir dijital sanat galerisi olan Blackdove’un 450 kişilik sanatçı havuzundan seçilen 5 yetenekli NFT sanatçısının eserlerinin sanatseverlere tanıtıldığı bir sergiydi ve üstelik de bu sergide yer alan 5 isimden 3’ü Türk’tü.

Sergiyi ise The Stay Otelleri Yönetim Kurulu Üyesi Maya Yıldırım’la beraber gezdik ve kendisi bu sergi ve sanatçılar ile ilgili merak ettiğim tüm soruları samimiyetle yanıtladı.

Her şeyden önce ben LOREM’in portallarına ilk andan itibaren bu denli bağlanmış olduğum için kendisine merak ederek benim gibi bu sergide yer alan sanatçılardan biri veya bir kaçının eseri ile farklı bir bağ kurup kurmadığını sordum. Bana gülümseyerek bunun aldığı en zor soru olduğunu, sanatçılar arasında bir seçim yapamayacağını, çünkü her sanatçının ilham aldığı şeylerin, konseptleri kendi filtrelerinden geçirip özgün dışa vurumlarının birbirinden çok farklı ve değerli olduğunu söyledi. Fakat yine de Kaya Hacaloğlu’nun İstanbul ağaç kabukları manipülasyonunu, Maxim’in sınır serisinden duygu ve davranışı inceleyen eserini, Seray Karasu’nun veri tabanlı hipnotize edici tablolarını, OZ’un fütürist rönesans senaryolarını ve LOREM’in özgürlüğe kaçış portallarını çok sevdiğini ve de derinden hissettiğini söyledi.

Şu bir gerçek ki bu sergide yer alan tüm sanatçılar aslında size görünmez sınırlar arasında gezinmeniz, içinde bulunduğunuz gerçeklikten çıkmanız, zamanı ve mekanı bir müddet kaybetmeniz ve de hiptonik bir alanda özgürce kaybolabilmeniz için bir zemin sunuyor. Bir de tabi şu bilgiyi atlamamak gerekiyor; belki sergide ilk etapta 5 NFT sanatçısının eserlerinin kendi ekranlarında sürekli döndüğünü görüyorsunuz ancak aynı zamanda ekranların içeriği sürekli değiştirilebildiği için Blackdove’un 450 sanatçısının bir çok başka eserini de gün içerisinde belirli aralıklarla görebilme imkanınız oluyor. (O gece öğrendiğim kadarıyla Blackdove’un Dünyaca ünlü yeni medya sanatçılarının 18 eseri bu sergi kapsamında bu alanda yer alan dijital tuvallerde görüntülenebiliyormuş.)

Sevgili Maya Yıldırım özellikle bu konuda dijital bir sergi yapmanın en keyifli yanının farklı yöntemler, farklı estetik anlayışlarını aynı yerde toplayarak dijital sanatın da geleneksel sanat gibi herkese hitap edebilecek bir çok kategorisi olduğunu vurgulamak istemiş olduklarını anlattı bana.

Bu proje için ilk görüşmelere Temmuz ayında başlamışlar ve bu sergi Blackdove’un Türkiye’deki ilk sergisi, The Stay Boulevard Nişantaşı’nın ise ilk etkinliği olacağı için de doğal olarak çok heyecanlılarmış. Özellikle sanat teknolojisini Türkiye’ye getirmek, Türk sanatçılarını da bu global platform aracılığıyla dünyaya açmak her iki tarafın da ortak amacıymış ve kürasyonda dijital sanatın farklı yorumlarını birleştirmeyi istedikleri için normal bir sergiden çok daha farklı, güzel bir süreç yaşamışlar.

Bu arada Heryerde.co kurucu ortağı ve Blackdove Türkiye Yöneticisi Kaan Gençsoy, basın toplantısında Blackdove Türkiye’nin Türkiye’de öncelikli hedefinin mimarlık ofisleri, oteller ve galeriler üzerinden de sanat severlerle buluşmak olduğunu, dijital sanat seven kullanıcılara ayrıcalıklar sağlayan bir Blackdove toplumu yaratmak istediklerini söyledi. The Stay Kurucu Ortağı ve CEO’su Ali İspahani ise The Stay grubunun 5. Oteli olan The Stay Boulevard Nişantaşı için bu serginin Blackdove’un Türkiye’deki ilk sergisine ev sahipliği yaptıkları için ayrı bir önem taşıdığı ve de otel içindeki 300’den fazla sanat eseri ile Nişantaşı’nın önemli sanat noktalarından biri oldukları bilgisini iletti.

Son olarak serginin gerçekleştirildiği “The Stay” ile ilgili önemli bir bilgi;

The Stay Otellerinde şu an toplam 550’ye yakın orijinal sanat eseri bulunuyor. Eser seçerken evlerini dekore eder gibi, kendi kişisel koleksiyonlarını genişletir gibi seçtikleri için eserler öznel bir filtreden geçirilmiş olarak izleyici önüne çıkıyor. Türkiye’deki ve dünyadaki bütün büyük çaplı sanat etkinliklerini takip ediyor ve yalnızca duygularını daha ön planda tutarak bir seçim yapıyor, koleksiyonlarını genişletiyorlar. Kendi koleksiyonlarının yanı sıra ise The Stay Warehouse ve The Stay Boulevard Nişantaşı’nda periyodik olarak kişisel sergilere ev sahipliği yapıyor, çağdaş ve klasik müzik konserleri, tiyatro ve sinema hafta sonları etkinlikleri ile de sanatı her yönden desteklemeye çalışıyorlar.

Aralarında Selay Karasu, Kaya Hacaloğlu, OZ (Ozan Özçelik), LOREM, ve Maxim Zhestkov gibi dijital medya alanında önemli isimlerin olduğu Blackdove’un Türkiye’deki ilk sergisini Ocak sonuna kadar The Stay Boulevard Nişantaşı’nda ziyaret edebilirsiniz.

QOSHE - Deniz üzerinden İstanbul’a çıkan portal kapısı aralandı.. - Duygu Merzifonluoğlu
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Deniz üzerinden İstanbul’a çıkan portal kapısı aralandı..

2 0 0
15.11.2022

NASA’nın (Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) 2017 yılında resmi internet sitesi üzerinden yaptığı açıklamayı hatırlayanlarınız mutlaka olacaktır. “Dünyanın manyetik alanında yer alan gizli portallar”(Hidden Portals in Earth’s Magnetic Field, Science@NASA, Aug 7, 2017) başlıklı bu makalede hani bildiğimiz NASA, dünya üzerinde gizli portalların yani ışınlanma alanlarının olduğunu söylemiş, Dünyanın belli manyetik alanlarında olan bu portallara NASA-X noktaları adını vermiş, sonra da ortalığı birbirine katmıştı.

Bu resmiyet kazanan bilginin ardından da bilim kurgu filmlerinde sıklıkla görmeye alışkın olduğumuz gökyüzü geçitleri, gizli portallar, yıldız kapıları, solucan delikleri gibi şüpheyle yaklaşılan bir çok kavram bir anlamda ete kemiğe bürünmeye başlamıştı. Bu nedenle de eski medeniyetlerin altın çağda dünya üzerinde yaşadığı dönemde dağların tepelerinde buldukları manyetik alanlar, “portal açma” yani uzay - zaman yarıklarını kullanarak seyahat etme gibi kavramlar daha da anlam kazanmıştı.

Şimdi bu noktada kestirme yoldan galaksiler ve paralel evrenler arası bir uzay seyahati yapmayı kim istemez ki? Ancak tabi önce NASA da varlığını teyit etmişken bu görünmeyen portalları görünür yapmak gerekiyor.

Şimdi pek de yeni olmayan bu bilgiyi bize niye yeniden hatırlatıyorsun derseniz..

Çünkü geçtiğimiz Çarşamba akşamı The Stay Boulevard Nişantaşı’nda “Blackdove’dan Türkiye’ye Merhaba” sergisinin koleksiyonerlere özel ön gösterim davetindeydim ve bu davette tam da bu portal konusuna değinen bir NFT sanatçısının eserine denk geldim. Zaten kendisinin eseri, daha sergi alanına girmeden sizi merdivenlerde karşılıyor, merdiven boyunca uzanan aynalardaki yansımaları ile sizi sonsuzluğunuzun en minik parçasına kadar ulaştırıyor ve dolayısıyla da Nişantaşı’nın göbeğinde çaktırmadan zihninize “Portal?!” fikrini sokuveriyordu. Sonrasında ise sergi alanına girdiğinizde sol kanatta kendisinin yan yana sergilenen 3 NFT’sini görüyordunuz. Sağ ve solda, bir parantezi solda açıyor ve sağda da kapatıyor gibi aynı NFT’yi 2 ayrı ekranda görüyor, bu iki ekranın ortasında kalan ekranda da bu eserin yaratıcısı olan LOREM’in İstanbul’a açılan portal kapısını görüyordunuz. Şeffaf, ince uzun bir dikdörtgen kapı, denizin hem üzerinde hem de ortasında havada duruyor ve sizi hazırsanız kapının öbür ucunda ne olduğunu görmeye davet ediyordu.

Bu eserin yaratıcısı LOREM’e sorduğumda bana sanatın kendisi için bir tür gerçeklikten uzaya kaçış ve de meditasyon gibi olduğunu söyledi. Bu nedenle de sanatı günlük streslerden uzaklaşmanın bir yolu olarak kullandığını aslında izleyiciye de o nedenle eserinin aynı etkiyi........

© CNN Türk


Get it on Google Play