Sevgi: Hayal ile Gerçek Arasında

Bu yazıya başlarken aklıma gelen ilk görüntü, The Promenade (Gezinti) oldu. Marc Chagall’ın eşi Bella Rosenfeld ile ilişkisini anlattığı bu tabloda, Chagall yere basarken Bella neredeyse gökyüzüne doğru süzülür. Ressam onun elini tutar; ama aşağı çekmez. Tam tersine, onun havalanmasına eşlik eder. Bella’nın anılarında anlattığı gibi, ilişkilerinin ilk döneminde yaşadıkları yoğun aşk hissi, “şehirlerin ve çatıların üzerinden uçuyormuş gibi” hissettirmiştir. Chagall da bu duyguyu tuvale taşır. Bu yüzden tabloda fiziksel gerçeklikten çok, sevginin insanın iç dünyasında yarattığı hafiflik hissi görünür olur.

İlk bakışta neşeli ve masalsı bir sahne gibi durur; ama biraz daha dikkatle bakıldığında burada sevginin çok incelikli bir tarafı hissedilir: Biri yerde kalır, diğeri yükselir; yine de aralarındaki bağ kopmaz. Bu sahne bana ilişkilerdeki o kırılgan dengeyi düşündürüyor. Gerçek sevgi bazen karşımızdakini kendimize benzetmeye çalışmamakta saklıdır. Onu değiştirmeden görebilmekte ve kendi biricikliği içinde var olmasına alan açabilmekte. Çünkü insan, en çok olduğu hâliyle görüldüğünde yakın hisseder. Hoyrat olmadan sevebilmek… Karşımızdakinin ruhuna kendi korkularımızla müdahale etmeden yanında kalabilmek… Bence sevgi tam da burada başlıyor: Birbirini değiştirmeye çalışmadan, yine de birlikte büyüyebilecek bir alan kurabilmekte.

Bu duyguya eşlik eden müzik ise Pyotr........

© Bodrum Gündem