Bodrum… Bodrum…

Son günlerde eski Bodrum fotoğrafları yapay zekâ destekli renkli, sesli bir şekilde sosyal medyada yer bulmaya başladı. İlk gördüğümde heyecanlanmadım desem yalan olur. Çocukluğumdaki insanları, anılarımdaki yerleri hareketli bir şekilde görmekten çok etkilenmiştim. Taaki Cahit Kayra’nın “Bodrum üzerine çeşitlemeler” kitabının ilk basımını Bitez Sahaf’ta görünceye kadar. Bodrum’un tek sahafı olan BİTEZ SAHAF’ın maalesef kapanacak olduğunu duyunca çok üzüldüm. Bodrum ile ilgili elindeki tüm kitapları derleyerek oluşturduğu kitaplığa bir alıcı beklediğini duyunca hemen görmek istedim. Kitapların çoğu bende olduğu için alamazdım. (zaten bütçemde yetmezdi.) Ama Bodrum Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nde olması gerektiğini düşündüğüm için hemen müdürlük ile iletişime geçtim. Belediyemiz bünyesine yakışacağını söyleyerek sahip çıkmalarını önerdim. Belediyemizin ekonomik sıkıntı içinde olduğunu biliyordum. Ancak istenir ve öncelik tanınırsa bir çaresinin bulunabileceğini de biliyorum. Neyse bekleyip sonucu göreceğiz.

CAHİT KAYRA’nın bende olmayan Bodrum’da yaşarken yarım asır önce yazdığı ilk baskı olan sayfaları sararmış kitabını okumaya başlayınca zihnimdeki anılar, (yapay zekanın yarattığı sosyal medyada dolaşanlar değil), gözlerimin önünde bir bir canlanmaya başladı. Cahit Bey, eski genel müdürlük ve siyasetteki aspirinsiz yapamadığı, gelen bakanlar, giden bakanlar, meclisler, komisyonlar, sigara dumanlarıyla dolu odalar, politikacılar, yasalar, tasarılarla dolu günlerin ardından… Yazıları gençlere, henüz durulmamış insanlara bıraktıktan sonra geldiği Bodrumdaki yaşamı ve duygularını anlatıyor kitapta. Ben de o yıllarda henüz 20’li yaşlarımda, Bodrum ve memleket sevdalısı üniversiteli bir gencim.

Cahit Hoca yarım asır önce sorgulamış kitabında, bugün hala benim sorguladıklarımı. Diyor ki “ne adamlar yetişmiş burada. Bazıları buradan, bazıları adalardan. Eskilerden bir iç işleri bakanı vardı ŞÜKRÜ KAYA. Sonra Köfte meydanının resmi adı ne? HİLMİ URAN. Şimdi kimse AVRAM GALANTİ’yi biliyor mu? Eskiden Bodrum’da Yahudiler varmış. Avram Galanti onlardan, profesör olmuş. Şimdi de çok profesörler, hocalar hep Bodrum’a geliyorlar. Neden böyle şeyleri yazmıyorlar, tanıtmıyorlar. Bu dağlardaki sarnıçların üstünde adı yazılı SÜLEYMAN PAŞA kim? Ortakent’teki kuleyi 18. Yüzyılda yaptıran MUSTAFA PAŞA neyin nesi oluyor. Şimdi o kulede hiçbir şey kalmadı ya.”

Şimdiki kuşaklar ŞEYHİ’yi bilmiyor ne yazık! Çünkü adam hem ozan hem de hekim. Şimdi de böyleleri var ama hiçbiri Şeyhi gibi, DR ALİM BEY gibi olamaz diyor kitabında CAHİT KAYRA. Ne demiş Şeyhi ta o zamanlar.

Tende habs-i bevl etmek hatadır / Ab-ü-havası bed yer pür hatadır

Yani “suyu havası kötü yerde oturma diyor. Hem şiir, hem doktorluk. Suyun iyisini belki istediğin yere getirebilirsin. Hava öylemi ya. sen gideceksin havanın iyi olduğu yere. Bodrum havanın da suyun da en iyi olduğu yerdir. Ben her bahar Bodrum’a geldiğim de gençliğime yeniden kavuşuyor gibiyim. Maddi, manevi tüm sorunlarımı öylesine kolaylıkla çözüyorum Bodrum’da. Çünkü efendim Bodrum 4. İklimdedir. Yani iklimlerin en iyisinde. Eskiler öyle söylerler. O doğa, o deniz, o masmavi gök, o ağaçlar, o çiçekler, portakallar, mandalinler. Her şeyi her sorunu çözüyor Bodrum’da. Hatta o arada insanlık hali, yeni sorunlar çıkarsa onlarda kolayca ve çarçabuk gideriliyor Bodrum’da.” diye yazmış Cahit Hoca.

O iklim, O deniz, o kuşlar, Ahh o kuşlar! Uçun kuşlar uçun doğduğum yere… Dağlarında mor sümbüller, laleler açmıştır şimdi desem gerçekten açmışlar mıdır, Hala oradalar mıdır? Yapay zekânın renklendirip hareketlendirdiği her dokunuşta, benim içimde hala taptaze duran o eski zamanlar canlanıyor. Her görüntüde biraz daha fazla canım acıyarak hatırlıyorum o eski zamanları. Rüzgârın fısıltısını, toprağın kokusunu, kendiliğinden her mevsim insanları gibi birbirini saygıyla, sevgiyle bekleyerek açan kucaklaşan papatyaları, laleleri, katırtırnaklarını, şahboyları…

Şimdi o tepelerde, çiçeklerin özgürce açması gereken yerlerde, sessizce ağır ve geri dönüşüm ü zor beton binalar yükseliyor. Bir zamanlar hafif olan her şey şimdi içimde bir ağırlık. Bir fotoğrafı hareketlendirip ses veriyorlar. Birçok insan çok mutlu. Çünkü sadece sosyal medyanın ve bugünün esiri olmuşlar. Benim anılarım, değerlerim ise yerinde sayıyor. Sahip çıkılması gereken değerlerimiz sanki birer birer avuçlarımızın içinden kayıp gidiyor. Bugün Bodrum’un tek sahafçısı da diğer kitapçılar gibi yerlerini bilmem hangi marka restorana devrettiğinde aslında kaybolan bir yer değil, bir daha asla geri gelmeyecek olan hali olacaktır Bodrum’un ve yaşamın.

Cahit Hoca’nın yarım asır önce yazarak Bodrum u hala yaşatan kitabının ardından bir kez daha buradan bir söz, bir çağrı, bir uyarı bırakıyorum.

Bu kentin kaderi ve değerleri masa başında çizilen planlara, Gerçek Bodrum’u hiç tanımayıp o ruhu hissetmeyenlere, kısa vadeli kazançlara teslim edilemez. Bu toprakların asıl sahibi burada yaşayan, nefes alan, hatıra biriktiren insanlardır. Yerel yönetime, siyasetçilere sesleniyorum. Koruyamadığınız her zeytin ağacı, mandalin ağacı, sabırlıklar, sustuğunuz sessiz kaldığınız her beton izni bu kentin hafızasından bir sayfa koparmaktır.

Sözüm bu kentte yaşayanlara da olacak elbette. Yaşanan olumsuzluklara seyirci kalmak, konfor alanlarınızdan çıkmamak da bir tercihtir. Ancak ya birlikte sahip çıkacağız yada bir gün dönüp baktığımızda hatırlanacak bir Bodrum bile kalmayacak.

Dünden bu güne Bodrum’u Bodrum yapan, değerlerimize sahip çıkan, çocuklarımıza hak ettikleri gibi bir Bodrum bırakabilme mücadelesinden vazgeçmeyen, iz bırakanlara selam olsun. Unutmayalım ki Biz bu dünyayı Atalarımızdan miras değil, yarınlara çocuklarımıza verilecek bir emanet olarak aldık.

 Nuran Yüksel/ 2026 Mart /Bodrum


© Bodrum Gündem