Okul Arayışları – Okul Nedir? |
Hangimiz kendi çocuğumuzun “ara eleman” olmasını duygusal olarak kolayca kabul ediyoruz ya da kabul ettik?
İhtiyacımız olan; aklıyla elini, bilgisiyle emeğini, özgürlüğüyle sorumluluğunu birleştirebilen bağımsız karakterli, üretken insanlar yetiştirmektir.
Boğaçhan on iki yaşındaydı. Masasının üzerinde, kapağı açılmış bir masa saati duruyordu. Saatin içinden çıkan küçük vidaları dikkatle yan yana dizmiş; bir dişlinin neden dönmediğini anlamaya çalışıyordu. Yanında ince uçlu bir tornavida, biraz kablo, bir defter ve annesinin elinden yeni aldığı sınav sonuç belgesi vardı.
Belgede Boğaçhan’ın ailesinin duymayı umduğu bir sonuç yazmıyordu.
Oysa Boğaçhan saatle uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini unutuyor; bozulan bir oyuncağın, kapı kolunun ya da elektrikli bir aletin içinde ne olduğunu merak ediyordu. Elinin değdiği şeyin nasıl çalıştığını görmek istiyordu. Kimi çocuk kelimeler arasında yolunu bulur, kimi sayılar arasında; Boğaçhan ise parçalar, düzenekler ve somut problemler arasında düşünüyordu.
1990’larda, sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulamasından önce öğrenciler ilkokul 5. sınıfı bitirdiklerinde Anadolu Liseleri Sınavı’na giriyor; yani ortaokula geçmeden önce eğitim hayatlarının yönüyle ilgili önemli bir seçme süreciyle karşılaşıyorlardı. Bugün çoğu kişinin unuttuğu, genç kuşakların ise belki ilk kez duyacağı bu durum, dönemin eğitim anlayışını anlamak bakımından önemlidir. O yıllarda çocuk daha ortaokula başlamadan, ailesiyle birlikte “hangi okula gidecek?” sorusunun ağırlığını hissediyordu.
Boğaçhan’ın önündeki sonuç belgesi bir hüküm müydü?
Ama o günlerin dili, çoğu zaman bunu böyle söylüyordu.
Başaran vardı. Başaramayan vardı. Kazanan vardı. Kaybeden vardı.
Bugün kelimeler değişmiş olabilir; fakat kaygının dili büyük ölçüde aynı kaldı. Şimdi ortaokul çağındaki çocukların masalarında sökülmüş saatlerden çok tabletler, telefonlar, oyunlar, test kitapları, denemeler ve ekranlar var. Lego yapan, kodlama merakı taşıyan, müzikle yaşayan, sporla kendini bulan, çizim yapan, mekanik düzeneğe ilgi duyan ya da yalnızca soru sormayı seven çocukların hepsi aynı çağın içinde büyüyor.
Fakat asıl soru hâlâ ortada:
Biz bu çocuklar için nasıl bir ortaokul tasarlıyoruz?
Okul, yalnızca bir binanın adı değildir. Yalnızca ders programı, koridor, sınav takvimi ya da karne de değildir. Okul; çocuğun kendisini tanımaya başladığı, başkasının hakkını öğrenirken kendi sorumluluğunu da fark ettiği, bilgiyi hayata bağlamayı denediği yerdir.
Bu nedenle okul, bir torna tezgâhı gibi herkesi aynı kalıptan çıkaran bir kurum olmamalıdır.
Okul, bir atölye olmalıdır.
Atölyede her malzeme aynı değildir. Her malzeme aynı biçimde işlenmez. Usta, elindeki malzemenin niteliğini tanır; onu kırmadan, zorlamadan, kendi imkânını ortaya çıkaracak biçimde yönlendirir. Eğitimde de çocuğun mizacını, ilgisini, öğrenme biçimini, güçlü tarafını ve gelişime açık yanlarını görmek gerekir.
Çünkü çocukların eşit değerde olması, birbirinin aynı olması demek değildir.
Jean Piaget’nin bilişsel gelişim yaklaşımı da bize bunu hatırlatır: Çocuk, yalnızca anlatılanı dinleyerek değil; nesnelerle, deneyimle, ilişki........