Mutlak Değer: Cumhuriyetin Ortak Vicdanı
“Toplumlar bazen gerçeği değil, kendilerini rahatlatan kısa yolları savunurlar. Oysa Cumhuriyet, işaretlerin değil, ortak değerlerin üzerine kuruludur.”
Matematikte bir sayının önündeki işaret, o sayının yönünü belirler; ama onun öz büyüklüğünü, yani gerçek ağırlığını değiştirmez. İster pozitif olsun ister negatif, mutlak değer bize o sayının sıfır noktasına olan asıl mesafesini söyler. Belki de bugün, hem birey hem toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey budur: İşaretlerin, etiketlerin ve geçici sıfatların ötesindeki özü yeniden hatırlamak.
Çünkü yaşadığımız çağ, işaretlerin savaşına dönüştü. Bir gün alkışlanan bir kavram, ertesi gün eleştirilebiliyor. Dün doğru kabul edilen bir düşünce, bugün yanlış ilan edilebiliyor. Ancak bir toplumun ayakta kalabilmesi, fırtınalı dönemlerde savrulmaması için günlük çıkarların ve anlık kutuplaşmaların üzerinde uzlaşılmış bazı ortak değerlere ihtiyacı vardır. Toplumların da tıpkı sayıların olduğu gibi bir “mutlak değeri” olmalıdır.
Matematiksel olarak mutlak değer, işaret değişse de büyüklüğün korunduğunu ifade eder. İnsanlar farklı olabilir, görüşler çatışabilir, yöntemler değişebilir. Bu hayatın doğal akışıdır. Ancak adaleti, liyakati, merhameti, dürüstlüğü ve hakikat arayışını bir toplumun ortak değeri olarak koruyamazsak, geriye yalnızca birbirini iten işaretler kalır.
Bir toplumun gerçek büyüklüğü, hangi görüşe sahip olduğundan çok, kriz anlarında hangi ilkelerden vazgeçmediğiyle ölçülür.
İnsanlık tarihi aslında tek bir sorunun etrafında dönmüştür: Değişen dünyada değişmeyen bir değer mümkün müdür?
Sofistler her şeyin göreceli olduğunu savunurken, Sokrates hakikatin aranması gerektiğini söyledi. Platon görünen dünyanın ardındaki değişmeyen özü aradı. Aristoteles toplumun ölçülülükle ayakta kalacağını savundu. Kant evrensel ahlakın mümkün olduğunu ileri sürdü. Nietzsche ise mutlak kabul edilen değerlerin zamanla dogmaya dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Aslında bu düşünürlerin tamamı aynı sorunun farklı cevaplarını arıyordu: İnsan kendi çıkarının ötesinde bir ilkeye sadık kalabilir mi? Bugün de aynı soruyla karşı karşıyayız.
Ancak burada........
