We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kaldığımız Yerden…

10 0 0
29.05.2021

Bu blogda daha önce de Kaldığımız yerden gibi, Nerede kalmıştık?” gibi, bıraktığım yerden devam ettiğimi ima eden başlıktaki yazılarım olmuştu. Ama onlar daha çok uzun bir tatil sonrası, bir dönem zorunlu bir yazma arası sonrası, ne bileyim, Dijital Topuklar sonrası yazmaya kaldığım yerden devam ettiğimi anlattığım yazılardı. Bu, biraz daha farklı… Bu, hayata kaldığım yerden devam ettiğimi en çok da kendime hatırlattığım bir yazı…

Aylardır, belki de daha fazla bir süredir boynumda bir şişlik vardı. Çok üzerinde durmuyordum çünkü, ne bileyim, durmuyordum işte… Pandemiden önce yıllık check-up’ımı yaptırdığımda doktor “Bir ara boynunuzdakini de gösterin” demişti. Tam gösterecekken pandemi oldu ve sonrası olaylar olaylar… Dünya üzerinde birçok insanın “Aman canım, acil bir şey değil ne de olsa, şimdi hastaneye gitmenin anlamı yok” demesi gibi, ben de erteledim…

Araya bir sekiz ay ve bitmek bilmeyen bir pandemi girdi. Geçtiğimiz ay Dijital Topuklar için İstanbul’a geldiğimde, doktordan da randevu aldım. 1 Kasım’ın ertesinde muayene için doktordaydım.

Kan tetkikleri normal çıktı, hormonlarımda bir sorun yoktu yani… Muayenede ele gelen, iki santimden küçük bir kitle vardı. Çok önemli görünmüyordu ama emin olmak için biyopsi istendi. Birkaç gün sonrasına biyopsi randevusu alarak ayrıldım hastaneden. Endişeli değildim. “İlla kanser olacaksan tiroid kanseri ol” demişti doktorum. Sonuç kötü gelse bile çaresi olan bir şeydi.

Biyopsi çok sarsıcı bir deneyimdi. Neden böyle olduğunu düşünüyorum şimdi, sanırım çok bilgisiz ve hazırlıksız olduğumdan… Ben “kan almanın bi tık ötesi” diye düşünüyordum işlemi… O kadar ki, “bu pandemi ortamında kimse benimle hastaneye gelmesin, ben tek başıma gider gelirim” diyordum. Halam bu fikrimi onaylamasa da ısrarlarım sonucunda ikna oldu. Tam o sırada Peri’cim “Yok vallahi olmaz, ben götürürüm” dedi de benimle geldi sağ olsun.

İyi ki gelmiş! Amanın feleğim şaştı. Boynumda birden fazla, küçük küçük nodül vardı (ultrason sırasında saptamışlardı). Emin olmak için birçok kez girmek zorunda kaldılar ve işlem beni çok yıprattı. Ertesi gün Bodrum’a dönmeyi planlıyordum ben. Birkaç gün kendime gelemedim oysa ki… Hem fiziksel olarak yıpranmıştım, hem de duygusal olarak neye uğradığımı şaşırmıştım. İki gün yattım evde, çoğunlukla odamda… Su bile içmek zor geliyordu. Sonradan düşündüm, hazırlıklı olsaydım bi çorba bulundururdum evde, ne bileyim, pipet alırdım mesela suyu içmek için… Neyse, iki günün sonunda bayağı azaldı rahatsızlığım. Ve ben evime döndüm.

Bodrum’a döndükten birkaç gün sonra çıktı biyopsi sonuçları. “Tam olarak kanser denilemeyen ama şüpheli görülen birtakım hücreler” saptamıştı patologcum. Bunu duyan cerrahçım “Ben onları orada bırakmam!” demişti. Halam da “Bugünden yarına aciliyeti yok, ama çok gecikmeden alınsın” deyince olay benim için kapanmıştı. Bir ay içinde aldırmaya niyetlendik.

Offff, şimdi yine İstanbul’a gidecektik. Tam kıçımız yer görsün, artık oturalım oturduğumuz yerde derken yeniden toplanıp yollara düşecektik. Üstelik bu kez hep birlikte gitmeliydik. O zaman henüz okullar kapanmamıştı, Derin haftada iki gün okula gidip geliyordu, onun okul ortamına girdiği bir süreçte kovidden mütevellit annem ve babamla aynı evde kalmalarını istemiyorduk. Sınav haftasından sonra İstanbul’a gelmek üzere plan yaptık, hem belki ortalık da biraz durulurdu.

Biz hastaneden Aralık başı için gün almaya hazırlanırken okullar kapandı. Sınavlar iptal oldu. Doğan dedi ki “Ne gerek var beklemeye? Kalkın gidelim.” Hakikaten beklemenin anlamı yoktu.........

© Blogcu Anne


Get it on Google Play