Yalçın Küçük |
Geçen hafta hayatını kaybeden (onun söyleyişiyle: “şimdi aramızdan göçük”) Yalçın Küçük, birkaç kuşağı, gerçekten etkileyen bir iz bıraktı. Neden, nasıl etkiledi?
Bu sorunun peşinde, kısa bir muhasebe denemesi… İyi bir Yalçın Küçük okuruyla, Ümit Özger’le, -eksik olmasın-, istişaremizden de faydalanarak…
Sanırım ilk etki, 1980’ler/90’lar dönümünde, solda 12 Eylül sonrasının örgütsel dağınıklığı sürerken, bir yeni derleniş iddiasını temsil eden bir kutup olarak öne çıkmasından, bir mahfil teşkil etmesinden kaynaklanır. ‘Yeni derleniş’ demem biraz da şundan: Sovyetik parti geleneğinden geliyordu fakat kendi küresinin dışına çıkmıştı; söylemiyle ve radikalizmiyle ve doğrudan temaslarıyla, devrimci sosyalist hareket geleneğine de hitap edebiliyordu. (Aslında aynı kökten gelen Metin Çulhaoğlu ve Gelenek dergisi de böyle bir iddianın çevresinde dolanmıştı – ama ‘doktrin’ ve meşrep farkı vardı.) Bu, Yalçın Küçük’ün etki havzasını genişleten ilk merhaledir.
Sanırım Küçük’ün etkisini –bütün evrelerinde– açıklarken belirleyici etken, aydına yüklediği muazzam anlam ve önemdir. Aydın öncülüğü idealine, aydın heroizmine yaptığı entelektüel ve duygusal yatırımdır. Halaskâr münevveran mitini sürdürmek arzusundaydı; kendini feda eden, kendini yakan öncü aydın imgesinin aşığıydı. Leninist parti fikrinin “işçi sınıfına dışarıdan bilinç götürme” misyonunu genelleştirmişti adeta; dünyaya ve cümle âleme[1] dışarıdan bilinç götürmeye azmetmiş gibiydi. Bunun cezbesi içindeydi. Bu iddianın performatif timsali oldu. Cezbenin cazibesiyle etkiledi.
Bu ülküyü, bu miti, kamusal aydın figürünün bütün dünyada yitmeye başladığı bir evrede doğrultmaya veya yaşatmaya çalışıyordu. Kamusal aydının bir son parlayışı gibi – veya belki, fecr-i kâzip…
Kamusal aydının yitmekte oluşundan söz ediyoruz, elbette kamusallığın erozyonuyla da alâkalı olarak… Böyle bir vasatta kamusal aydının imtidad (süresini uzatma) iddiası, başka bir performans gerektirirdi.
Küçük’ün 80’lerde, 90’larda “entelektüel şiddet” dediği tarz, bu icabı karşıladı. Giderek keskinleşti, bu ‘tarz…’ Yeni yeni Arşimet noktaları keşfetmek; bir hakikat bulup abartmak; orijinallik hırsı (“ilk ben söyledim”); kahretmek, kahretmek… Sürekli tekfir, tekfir… Ve masa yumruklayan........