menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bad Bunny ve Tanınmanın Coşkusu

17 51
26.02.2026

Bushwick’de New York’u olası bir ICE işgalinden korumak için kurulmuş Hands Off NYC koalisyonunun duvar resmi formunda bir afişi

8 Şubat pazar gününden sonra sosyal medyada Benito Antonio Martinez Ocasio’nun (nam-ı diğer Bad Bunny) NLF[1] Super Bowl devre arası şovunu izleyen Latin Amerikalıların videoları dolaşmaya başladı. Çığlık atanlar, gülenler, ağlayanlar, zıp zıp zıplayanlar ve bunların hepsini birden yapanlar. Videolardaki duygu seli Bad Bunny’nin Tanrı Amerikayı korusun (God Bless America) dedikten hemen sonra –ki şov boyunca şarkıları da dahil İngilizce söyledikleri bu üç kelimeden ibaretti– Amerika kıtasındaki bütün ülkeleri tek tek – ABD ve Canada’yı en sonda söyleyerek– saymasıyla zirve yapıyor. Kendi memleketinin ismini duyan çığlık çığlığa ağlamaya, gülmeye, dans etmeye, hoplamaya başlıyor. Bu arada ekranda koşuşturan Latin gençlerinin ellerindeki bayraklar ve tüm stadyuma yayılan, ekran başındakilere dahi sirayet eden neşe de cabası. İnsan ister istemez ekrandaki bayraklılar gibi zıplamak, coşmak istiyor. Bad Bunny’nin memleketi Porto Riko’dan esinli Latin trap ve reggaeton karışımı müziği de coşmaya uygun. Yani böylesi bir şovu izlerken yerinde duramamak normal ama Latinlerin verdiği, uzaktan bakılınca aşırı gelebilecek duygusallıktaki tepkileri anlamak için biraz yakından bakmak gerekiyor.

Biz de hasbelkader yakınız bu aralar Latin komünitesine. Geçici bir süreliğine Brooklyn’in Bushwick semtinde yaşıyoruz. Burası uzun zamandır yaşadığımız Berlin-Kreuzberg gibi bir göçmen semti. Farklı olan göçmen nüfusunun kökeni ve yoğunluğu. Kreuzberg’deki Türkiyeli nüfusundan çok daha baskın bir Latin nüfusu var burda. Öyle ki ana dil İspanyolca. Bakkalda, marketle kasiyerle anlaşamamak rutin bir deneyim. Yolda belde karşılaştığın insanlarla konuşamamak da öyle. Yazın Berlin’den gelip burda yedi ay kalacağımız eve yerleştiğimiz günlerde mahalle tam bir festival havasındaydı. Önce gerçekten bir festival, bayram falan var sandık. Sonradan anladık ki mahallenin rutini bu. Evlerin önünde yakılan mangallar, yüksek sesli müzik, dans (buralarda blok partisi dedikleri), her yerde Ekvador, Dominik Cumhuriyeti, Porto Riko, Meksika bayrakları. Sanki görülmeyen, görünmez kılınan bir topluluk var gücüyle kendini göstermeye çalışıyordu bizim mahallede.

ABD’de Latin  nüfusu ’yi bulsa da seçilmiş temsilcilerin sadece %2si Latin Amerika kökenli.[2] Medya ve kültür alanında da durum pek farklı değil. Seneler önce Kaliforniya’da bir yıl geçiren bir arkadaşım “Latinler bu ülkenin işçi sınıfı” demişti. Elbette işçi sınıfının nasıl tanımlanacağı bir tartışma konusu ama şurası kesin ki ciddi bir bölümü güvencesiz göçmenlerden oluşan Latin popülasyonu ülkenin bir çok eyaletinde en ağır işlerde ve en kötü koşullarda çalışıyor. Bu marjinde yaşama durumuna son zamanlarda bir de ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) terörü eklendi.

Eskiden çok sınırlı sayıda çalışanı olan ve çoğunlukla sınır bölgelerinde görev yapan ICE, Trump yönetiminde bir tür paramiliter organizasyona dönüştü. Ülkenin birçok şehrinde –özellikle de demokratların yönetimindeki Los Angeles, San Diego, Chicago, Washington DC, Houston, Dallas, Denver gibi şehirlerde ve tabii ki Renee Nicole Good ve Alex Pretti’nin ICE ajanları tarafından gündüz gözüyle, sokak ortasında katledildiği Minneapolis’de– göçmenlik statüleri ne olursa olsun Latin Amerikalılar sokağa çıkmaya korkar oldu. Maskeli ICE ajanları çoluk çocuk demeden her yerde (ki Ekvador elçiliğine bile girmeye kalktılar) insan avladıkları için çocuklar okula gidemez, insanlar hastalarını hastaneye götüremez oldu. Trump ve şürekası tarafından sürekli “suçlu”, “tehlikeli”,“kriminal”, “çete üyesi”, “ayyaş” diye tanımlanmak da cabası. Yani anlayacağınız Latin göçmenlerin zaten zor olan hayatları iyice cehenneme döndü.

İşte Bad Bunny’nin Superbowl arasında yaptığı ve yüz milyondan fazla insanın canlı izlediği şovun “aşırı duygusal” etkisi ancak bu arka planla ilişkili olarak anlaşılabilir. Düşünün ki tehdit altında yaşadığınız, horlandığınız, hakarete uğradığınız bir ülkenin en önemli eğlence etkinliği Hasır şapkalı bir gitaristin “Latin olmak ne güzel” (“Qué rico es ser latino”) sözleriyle başlıyor (bizde onun yapılmışı var, duymadılarsa söyleyelim: “ne mutlu Latinim diyene”). Ve tam gaz bir özgüvenle kültürel ve siyasal bir meydan okuma olarak devam ediyor.

Bekliyorduk da, bu kadarını beklemiyorduk belki. Nitekim Bad Bunny şovdan bir hafta önceki Grammy ödül töreninde (ki dünya çapında en çok dinlenen müzisyen olma ünvanına[3] üç tane de Grammy ekledi kendileri) “ICE Out/Dışarı”, “Biz vahşi değiliz, biz hayvan değiliz, biz yabancı değiliz. Biz insanız ve Amerikalıyız” diyerek politik duruşunu açık etmişti. Superbowl’da bir nevi bu duruşu muhteşem bir şov formatında ete kemiğe büründürdü. Grammy’de “biz Amerikalıyız” derken Porto Rikoluların ABD vatandaşı olmasını kastettiği düşünülmüştü. Superbowl’da mevzunun bunun ötesinde olduğunu, ABD’nin tekeline aldığı “Amerikalılık” kavramını kıta Amerikası üzerinden yeniden tanımlayarak gösterdi.

Elinde üzerinde “hep birlikte Amerika'yız” yazan bir (Amerikan) futbol topuyla “Şili, Arjantin, Uruguay, Paraguay….” diye saymaya başladığı an tüyler ürperticiydi gerçekten. Bolivarcı bir pan-Amerikanizm’i anıştıran onur ve özgüveni neşeyle eğlenceyle harmanlayan bir zirve anı. Baştan sona İspanyolca olan ve bu anlamda Super Bowl için bir ilk olan şov bizi o zirve anına bir dizi sembol ve referansla hazırlamıştı zaten. Şovun bir şeker kamışı tarlasının içinde........

© Birikim