menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tanıl Bora’nın “Devrimciler”i: Bir Dünyevileşme Çağrısı

11 0
previous day

Herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam!Aldım anlayamadım; öldüm anlayamadım almadığım bir akşam… Artık başucum dinlendirir bir şamdanın süsünü…Söyle ey Göksu akşamı, Hafız Burhan, ölüm ne zaman?.. Mevlutlar okunur, dalgalar kalır bir geminin ardından;Öldüm ben, Saffet Hanımefendi, salihat-ı nisvandan!.. Turgut Uyar

Herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam!Aldım anlayamadım; öldüm anlayamadım almadığım bir akşam…

Artık başucum dinlendirir bir şamdanın süsünü…Söyle ey Göksu akşamı, Hafız Burhan, ölüm ne zaman?..

Mevlutlar okunur, dalgalar kalır bir geminin ardından;Öldüm ben, Saffet Hanımefendi, salihat-ı nisvandan!..

‘68, 27 Mayıs darbesinin bahçesinde yeşerir.

27 Mayıs’ta kozunu oynayamayanların/payını alamayanların, hevesi kursağında kalanların yarım kalan hesapları bir yanda; eski tüfeklerin TİP ve DİSK ile aşk nefret ilişkisi üzerinden büyüttükleri işçi sınıfı mücadelesi; “Kıbrıs Türk’tür” mitingleriyle politikleşen çoğunluğu öğrenci gençliğin büyük bir NATO karşıtlığı, anti-emperyalist yurtseverlik üzerinden giderek sosyalistleşmesi. TİP’in Dev-Genç üzerinden sosyalist hareketle daha organik ilişki içinde bulunabildiği, gençliğin de köylüler ve işçi-sınıfı ile doğrudan temas edebildiği sıfır kilometre bir özgürleşme dönemi…

15-16 Haziran direnişi ile kabaran, yerini arayan bir dalga… Bu dalganın altında kalacağını anlayan, “bu demokrasi bize bol geldi” diyerek bir yandan sıkıyönetim, diğer yandan da Özel Harp Dairesi eliyle yalnızca Ziverbey’de değil aynı zamanda, Kıbrıs adasında da bir şeyler pişirmeye başlayanlar.  

Sonrası malum, Nurhak, Kızıldere katliamları, Denizlerin idamı ve İbrahim Kaypakkaya’nın Diyarbakır’da katledilmesinin ardından bir dönemin kapanması ve 74 affıyla ikinci perde.

74 sonrası derleniş ve sonu gelmeyen bölünmeler.

77 1 Mayıs katliamı, aynı dönemde MC hükümetleri ve Maraş-Çorum katliamları ile kitle hareketine karşı darbeyi zorlayan paramiliter faşizmin devrimci hareket karşısında dalgakıran olması ve sonuç olarak rejimin bir tür devre kesici olarak kullandığı ve 46 yıldır süren 12 Eylül. (Rakamlarla hatırlayalım: 1980 yılında Türkiye nüfusu 26 milyon yetişkin nüfus (16-65) 25 milyon civarı; toplam gözaltına alınan 650 bin örgüt üyeliğinden yargılananlar ise 100 bine yakın.)

Dolayısıyla 74-80 arası dönemde ortaya çıkan Devrimci tipolojisi sonradan ‘afedersiniz’ mizah adı altında klişelerle üretilen parka-postal-atkı dekoruna indirgenebilecek bir tip değildir; katmanlıdır, çokludur, çeşitlidir.

78 öncelikle Marx’ın deyimiyle “eski kuşakların karabasanıdır.” 78’liler 68’in yarım kalan hikayesini tamamlayacak, onların intikamını mümkünse devrimle ama gerekli oldukça palyatif olarak alacak; kaybedilenlerin yasını tutacak bir devrimci azim ve kararlılık inşa etmek zorundadır. Öğrenilmesi gereken en azından öğreniliyormuş gibi yapılan bir tedrisat, aile ve arkadaşlarla çatışma, ölümüne polemik, örgütlerarası giderek ölümcülleşen bir rekabettir. Öte yandan, 78,  Tanıl Bora’nın kitabın sonunda Marx’a atıfla hatırlattığı gibi “verili koşullar altında, insani eylemliliktir”. Anadolu’nun her karışında daha önce hiç olmadığı kadar hak arama bilincinin değişik formlarda ortaya çıktığı büyük bir hak arama ve değişim arzusu dönemidir. Ayrıca, Tanıl Bora’nın kitabında çok doğru bir şekilde tespit ettiği üzere neredeyse herkes devrimcidir ve devrimcilik bir tür ‘moda’dır.

Bu ‘moda’yı karşılama biçimi farklı farklıdır, kimisi hayatını ortaya koyarak, kimisi hayatının bir kısmında eşlik ederek, kimisi de şöyle bir salınıp geçerek bu modaya katılmıştır.

Dolayısıyla, 68’in bakiyesi ve 78’linin kim olduğu, ne yaptığı meselesi çok katmanlı bir sorudur ve Tanıl Bora bunu anlamaya/anlatmaya çalışırırken net sınırlar çizer; birincisi 68’in bakiyesini devralan 74 sonrası dönem ve bu dönemi kapatan 12 Eylül darbesi; ikincisi de........

© Birikim