Okul Saldırıları: Küçük Amerika Büyük Dertler

Siverek’te yaşanan okul saldırısının şokunu atlatamadan Kahramanmaraş’ta da daha kanlı bir saldırının gerçekleşmesi ile birlikte mevzuyu canavara bağlayıp genel olarak toplumun özel olarak da Türkiye toplumunun dışına itecek ne kadar tuş varsa hepsine birden basıldı: diziler, bilgisayar oyunları, İsrail-ABD (dış güçler) Netflix ve eşcinsel lobisi, terörizm, katil genler vb...

Bütün çaba, Ortaçağ’dan kalma kurt adamlar ve cadılar anlatısına benzer bir şekilde, biyolojik ve psikolojik marazları da şeytanlaştıracak şekilde, toplum dışı bir mevzu olarak paketleyip zevahiri kurtarmak öncelikli hedef gibi görünüyor. Oysa, seri katillik, okul ve kitle katliamları, amok koşusu gibi bir başkasını hedef alan şiddet deneyimlerine baktığımızda bu şiddet biçimlerinin yüzeye çıktığı zamanlar ve mekanlar bize çok basit bir şekilde, genellikle psikolojik (şizoitler örneğin) ya da psikopatolojik (narsistik, sadist) kişilik eğilimler taşıyanlar ya da örneğin Maraş okul katliamcısı örneğinde olduğu gibi toplumun düpedüz ezip geçtiği kişilerin, yeterince enerji biriktirmiş fay tabakalarının daha fazla direnç gösteremeyip kırılması gibi, yoğunlaşmış şiddet ortamının ağırlığını kaldıramayıp ve infilak etmesi gerçeğini fısıldar.

Ben de içinde kurt adamlar bulunan komplo teorilerine tevessül etmeden, travmatize olmuş, psikolojik ve psikopatalojik eğilimleri olan kişilerin, tam da bu benzeri şiddet eylemlerinin dünya çapında ortaya çıkardığı küresel örüntüyü takip ederek, zamanın ruhuna göndermede bulunacak şekilde neden şu anda ve neden Siverek-Kahramanmaraş’ta ortaya çıktığı sorusunun peşinden gitmeyi deneyeceğim. Ve bir tür infilak olarak yüzeye vuran bu şiddet eylemlerini, Charles Tilly’nin kollektif şiddet yaklaşımına benzer bir şekilde, şiddetin yoğunlaşması ile bireysel travmaların ve psikolojik/psikopatolojik eğilimlerin tetiklenmesi üzerinden okumaya çalışacağım.

Okul saldırganlığı ya da seri katillik benzeri patolojik ve bireysel görünen şiddet biçiminin toplumsal şiddet ile ilgili kısmını anlamak için küresel verilere bakalım.

ÖrneÄŸin dünya nüfusu içerisinde seri katilliÄŸe yatkın önemli bir nüfus var, fakat bilinen seri katillerin ™â€™u erkek ve gene bilinen seri katillerin p’i ABD vatandaşı. ABD’ye en yakın ülke ise %4 ile İngiltere ve Rusya %3, Fransa %2, Almanya %2, Güney Afrika %2.5.

Seri katillik, okul saldırganlığı ve Amok koşusu gibi kitle saldırganlığından farklı olarak daha psikopatolojik ve genetik meselerle alakalı. Bu yüzden, tanımlı seri katil profilleri var. Ressler’a göre seri katiller organize olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılıyor. Bu aynı zamanda onların, eğitim durumları, meslekleri ve zeka düzeyleri hakkında da bize bir şeyler söylüyor. Holmes’a gore ise seri katillik bir motivasyon meselesi (halüsinasyon, misyon, hazcılık). MacDonald üçlüsüne göre ise seri katillik, priomani/yangın çıkarma, hayvanlara eziyet, ileri yaşlarda altını ıslatma gibi erken dönem patolojilerine bağlı. Fakat tüm bu genetik eğilimler ve psikopatolojik travmalar tabloda da net bir şekilde görüleceği üzere, toplumsal şiddetin yoğunlaştığı, toplumsal düzenin bizzat kendisinin bir şiddet tertibatına dönüştüğü ülkelerde tetikleniyor ve dahası metodikleşmesi için belirli bir toplumsal gelişme düzeyine ve buradan kopyalanmış bir talim-terbiye sürecine ve elbette erişilebilir teçhizata ihtiyaç duyuluyor.

Okul saldırganlarının günlükleri, mektupları ve manifestolarını çalışarak bir doktora tezi yazmış olan Peter Langman da okul saldırganları hakkında benzer bir şey söylüyor. Okul saldırganı olmaya meyyal karakterler olmakla birlikte, tektip bir saldırgan tipolojisi aslında yok. Langman da, gene seri katil profiline benzer bir şekilde, okul saldırganlarını temelde üç başlık altında psikolojik, psikopatolojik ve travmatize saldırganlar olarak tanımlıyor. Hele hele, bilgisayar oyunları, eşcinsellik, zorbalığa uğrama, arkadaş çevresi, diziler gibi tek bir neden ve homojen bir tipoloji üzerinden açıklamak mümkün........

© Birikim