Çocuklarımız Hakkında Konuşmalıyız: Kahramanmaraş Okul Saldırısı |
Yine bir öğle vakti, Columbine Katliamı’nın 27. seneidevriyesine bir hafta, Çocuk Bayramı’na 11 gün kala, Türkiye bir gün arayla yapılan ikinci bir okul katliamıyla derinden sarsıldı. Bu derin sarsıntı sonrası, kendine gelip gelmediği hala meçhul olan kurumları, azı çok etmeyi, çoğu yok etmeyi iyi beceren medyanın feci yorumları ve günah keçisi bulma çabaları içerisinde koca bir hafta geçti. Kısa tarihinde karşılaştığı her sorun gibi asıl nedeni inkâr eden ve ötekini suçlama refleksini her daim saklı tutan bu aktörler, bu defa çok hassas bir konuda aynı davranışı gösteriyor. Bu koca delik, önceki nesiller gibi, bir sonraki nesli de yutma iştahı ile kıvranırken, bazı hakikatler açıklanmayı sessizce aynı iştah ve arzu ile bekliyor.
Olan bitenin temelinde kökleri çok da derinde olmayan ve harcıalem bir hakikat yatıyor. 8 yıllık eğitiminin yalnızca 3 yılında okul yüzü görmüş, ailesi tarafından ciddiye alınmamış, ilgiye aç, depresif, agresif, kendine zarar vermeye eğilimli, psikoloğunun ifadesiyle toplumla uyumda zorluk çekme ihtimali olan ve psikiyatr tarafından tedavi edilmesi gerekebilecek, boş derslerde ağlayan, üzülünce kendine zarar veren, saldırı planı olduğunu ifade eden, söylediği şeyler ciddiye alınmayan, bunları ciddiye alıp aksiyon alan erişkinlerin dinlenmediği ve hoş karşılanmadığı ancak çoğu çocuk -dile kolay- 10 canı hayattan kopardıktan sonra (kendi öngördüğü üzere) ciddiye alınan bir çocuk: İsa Aras Mersinli.
Okul ve evde kulak verilmeyen saldırganın hayatına dair bildiklerimiz büyük ölçüde sosyal medyadaki paylaştıklarından ibaret. Ancak tüm gece boyunca online olduğu için sabahları derslerde uyuyan, Steam profilinde[1] yüzlerce saatlik oyun süresi olan, hemen tüm sosyal iletişimi ve ilişkilerini ağa bağlı biçimde sürdüren bir profil olduğu için genel bir izlenim edinmek fazlasıyla mümkün.
Mesela son videosunu 9 ay önce çektiği, oyun ve kedi videoları paylaştığı Youtube kanalından kedi sevgisini görebiliyoruz. Okulunun çevresinde gözü kör bir yavru kedinin annesini bir süre arayıp bulamadığını, evinde beslediği kedileri, babasının ifadesinde savaş oyunu deyip geçtiği oyunların hangi oyunlar olduğu ve oynadığı süreleri yine aynı ifadede “İngilizce modda olduğu için bilmiyorum” deyip geçtiği bilgisayar ve telefonundaki yazışmaların mahiyetini, olası cinsel yönelimini ve partner olarak benimsediği kişileri biliyoruz.
Kısacası bu kadar yakından ulaşılması çok daha kolay bilgilere ulaşmayı başaramayan yahut ulaşmak istemeyen, yazışmalarından anlaşıldığı kadarıyla o kadar da anlayışlı ve ilgili olmayan, defalarca uyaran rehber öğretmenin uyarılarına kulak asmak yerine yüzüne telefon kapatan, biri resmi diğeri özel iki ayrı uzman psikoloğun saldırganın bir an önce çocuk psikiyatrisi bölümünde tedavi edilmesi gerektiğine dair uyarılarını bir yana bırakıp poligona götüren ebeveynlerinin bildiklerinden fazlasını biliyoruz.
Oyun tercihleriyle başlamak gerekirse, saldırganın Steam ve Youtube hesaplarına bakıldığında, oynadığı oyunlar arasında doğrudan şiddet ve karanlık temalar içeren oyunlar, düşük bir yüzde oluşturmakta. Şiddet öğelerinin olduğu ve görece çok oynadığı oyunlar arasında Paint The Town Red, The Binding of Isaac, Doki Doki Literature Club oyunlar sayılabilir. Bunlar karanlık temaları nedeniyle ilgi çekici görünse bile, saldırganın yaş grubu içerisinde ciddi oyuncu olan birçok kişi için, bilinen ve oynanan oyunlar arasında.
Faili azmettirdiği düşünülen ve medya tarafından günah keçisi ilan edilen oyunlardan olan Counter Strike’ı sadece 6-7 saat oynadığı, Pubg’yi ise hiç oynamadığı görülüyor. Roblox[2] istatistikleri, Steam bazlı bir oyun olmadığı için görülmemekte ve ilgili oyunla ilgili olarak birincil kaynak bulunmuyor. Ezelden beri dolaşımda olan[3] “Oyunlar/Müzikler/Filmler katliamın nedenidir” söylemi ise defalarca akademik çalışmalarla çürütülmüş olmasına rağmen[4] anaakım ve muhalif medya tarafından günah keçisi ilan edilmekte.
Dahası, saldırganın kendini özdeşleştirdiği Konata İzumi karakteri üzerinden suçlanan animelere gelince, karakterin olduğu eser, Slice of Life[5] ve Komedi janrlarına dahil olan, şiddet içermeyen[6] Shounen[7] türü bir mangadan uyarlanmış. Konata İzumi karakteri oyun, anime ve manga kültürüne tutkun, Otaku[8] olarak tanımlayabileceğimiz, aşina olduğumuz zeki ama çalışmıyor tipinde, yumurta kapıya dayanınca çalışıp ders geçen, elindeki dondurma ya da şekerlemeyi nasıl yiyeceğine dahi karar veremeyen, hafif sersem bir karakter.
İsa’nın neden böyle bir özdeşim kurduğuna gelince, kendisi de aynen Konata gibi, internette edindiği birkaç arkadaşı dışında arkadaşı olmayan, vaktinin çoğunu oyun oynayarak geçiren, görece asosyal biri. Babasının ifadesine göre, “emniyetteki psikolog arkadaşlarının” da doğruladığı ve kendisinin de emin olduğu üzere -neredeyse her velinin çocuğu gibi- zeki ancak sorunlu bir çocuk. Bu zekilik meselesinin İsa’nın zihninde, handiyse bir çeşit grandiyöz hezeyana evirildiğini hatta kendini bir tür “üst insan” olarak tanımladığını arkasında bıraktığı manifestodan görebiliyoruz.
Üstünlük inancının siyasal ve kültürel saiklerle saldırganlarda bu tür eylemlere motive eden etkenler arasında olduğunu daha önceki yazılarımızda belirtmiştik.[9] Son yazımızdan bu yana ise benzer motivasyonla yapılan 12 Ağustos 2024 tarihli Eskişehir Saldırısı’na değinmek yerinde olacak.
Saldırı öncesi bıraktığı manifestosunda Arda K., yine aynı üstünlük algısını siyasal, kültürel ve sınıfsal nedenlere bağlayarak Payton Gendron’ın saldırısını taklit etmişti. Manifestosu baştan aşağı Brandon Tarrant’ın[10] manifestosundan aşırma olan ve Tarrant’ı birebir taklit ederek saldırısını kayda alıp yayınlayan Payton Gendron’ın manifestosunu da taklit ederek, copycat’in copycat’i bir saldırı yapmış ve 5 kişiyi yaralamıştı. Manifestosunun görece özgün olduğu yerlerde ailesi, özellikle babasıyla olan sorunları belirgin bir biçimde görülmekteydi. İsa’nın da babası hakkında arkadaşlarına yazdıkları bu yönden epey benzeşmekte. Ancak İsa’nın manifestosu, saldırıya siyasal, sınıfsal, ırksal ya da kültürel herhangi bir dayanak aramıyor. O’na göre yapacağı saldırı daha çok hayatı boyunca ailesi ve çevreden göremediği ilgiyi üzerine çekmek için kullanacağı bir araç.
Üstünlüğünü(!) bu yolla dünyaya gösterecekti…
Geçtiğimiz yılda, 187 binden fazla çocuğun suça sürüklendiği[11] ve bilgisayar oyunlarının suçlu ilan edildiği ülkede bir öğle vakti…
Haftalarca babasının Maraş sandıklarının içindeki tabancaları gizlice alıp kendince doldur-boşalt talimi yapan, “hediye listesi” diye başlık attığı sınıf oturum düzenini çizip öğrencileri numaralandıran ve tehlikesine göre sınıflandıran, saldırı yapacağını sınıf arkadaşlarına söyleyen, bir gün önce de bizzat babası tarafından emniyet poligonuna götürülüp atış talimi yaptırılan İsa, kararını bir kez de Discord’daki arkadaş grubundan duyurdu: “5. ve 6. sınıflar hazır olsa iyi olur”. Sistemin herkesi bir başına bıraktığı yerde daha önce çantasını arayan müdür yardımcısı da yoktu. Dolayısıyla çantasında beş tabanca ve dokuz şarjörle içeri girebilirdi.
Sonrası saldırgan dahil 11 ölü, 13 yaralı…
Çocuklarımız Hakkında Konuşmalıyız
Türkiye’de 2025 yılı içinde açılan soruşturmalardaki suça sürüklenen çocuk sayısı 2015 yılına göre yüzde 17.5 oranında artış gösterdi. Birinci sırada ise yüzde 31.8 oranıyla kasten yaralama suçu bulunuyor. Cumhuriyet başsavcılıklarınca 2025 yılında kamu davası açılan dosyalarda suça sürüklenen çocukların cinsiyet dağılımında erkekler yüzde 85 ile ilk sırada yer alıyor. 2025 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturma evresinde olan suça sürüklenen çocukların sayısı 187.300 olarak görünüyor[12]. Bu rakam her sene benzer oranlarda katlanarak artıyor. Adalet Bakanlığı sosyal çalışma araştırmacıları ve psikologlarının cezaevlerindeki 12-18 yaş aralığındaki 607 çocukla görüşmesi sonucunda ulaştıkları veriler şöyle: Çocuk suçluların ailelerinde suç işleyenlerin oranı yüzde 43, sosyal çevrelerinde suç işleyenlerin olduğu çocuk oranı yüzde 60, bu çocukların evde şiddete maruz kalma oranları yüzde 81[13].
Verilerden çıkarılacak birkaç noktanın üzerinde durmak gerekiyor. İlki bu çocuklar büyük oranda kasten yaralama gibi fiziksel şiddet içeren bir saldırı suçuna karışıyor. İkinci olarak halihazırda var olan bir suç ve şiddet ortamının içinden geliyorlar ve çok büyük oranda kendileri de şiddete uğruyor. Yani çoğunluğu kurban-failler. Üçüncüsü suça sürüklenen erkek çocukların sayısındaki fazlalık dikkat çekiyor. Bu durum gerek dünyada gerekse Türkiye’de erkeklerin genel olarak suça karışma oranlarındaki yükseklikle paralellik gösteriyor. Erkek çocukları, dünyada gerçekleştirilen okul saldırılarında da birincil fail olarak yer alıyor: Okul saldırılarıyla ünlü ABD’de erkeklerin oranı yüzde 98[14]. Bu saldırılardaki biyolojik cinsiyet faktörünü, erkeğe atfedilen toplumsal cinsiyet rolleriyle ilişkilendirmek mümkün. Ataerkil dünyanın kamusal alandan ve şiddet uygulamadan sorumlu cinsiyeti daha çocukken eline verilen oyuncak silahlarla “erkek” olmaya hazırlanıyor. Ataerkil toplumun ideal erkeği ağlamıyor, güçlü. Mağdur değil fail/özne oluyor, kırılmıyor kırıyor, duygusal değil rasyonel, düşse de kendi kalkıyor… Bazı durumlarda bir erkek çocuğun bu idealize benliğin gereklerini yerine getiremediğini düşünmesi, kriz durumlarıyla tek başına başa çıkamaması kırılganlığı, güçsüzlük hissini, utancı artırarak içe çekilmeyi, üzüntü ve öfkeyi artırıyor. Bu konuyla ilgili bazı çalışmalar bir şiddet gösterisiyle erkeklik/güç/gururun yeniden kazanıldığına dikkat çekiyor. Anlaşılmamanın, görmezden gelinmenin, haksızlığın, zorbalığın, sevilmemenin intikamı alınıyor ve tüm dünyaya kanıtlanıyor[15]. Ancak bu durum okul saldırıları konusunda kurulabilecek ilişkilerden sadece biri. Bu konudaki çalışmalar, okul saldırılarının tek bir nedenden çok ilişkiler ağıyla açıklanabileceği ve her olaya uyan bir saldırgan profili çıkarmanın mümkün olmadığı üzerinde birleşiyor.
Araştırmalar çocukların özellikle zorbalık-istismar-şiddete uğrama, reddedilme-dışlanma geçmişine sahip olma; davranış bozuklukları, akıl sağlığı bozuklukları, şiddeti idealleştirme, sosyal izolasyon, onaylanmama, başarısızlık ve bunlara bağlı yaralanma-haksızlığa uğrama duygusu, krizlerle başa çıkmada zorlanma, ün ya da kötü şöhret sahibi olma isteği ve özellikle silaha erişebilme-kullanma ya da silah sahibi olma gibi nedenlere bağlı olarak okul saldırısı gerçekleştirme risklerinin artabileceğinden bahsediyor. Bunun yanı sıra çoğu okul saldırganının intihara eğilim gösterdiği ya da intihar girişimde bulunduğu belirtiliyor. Çoğunun saldırıdan önce bir tür yardım çağrısı olabilecek davranışlar gösterdiği ve yapacakları saldırılar konusunda da bilgi verdikleri yani “sızıntıda” bulundukları biliniyor[16]. Bu ilişkilerin birçoğu Türkiye’de yaşanan saldırıyla örtüşüyor. Kahramanmaraş okul saldırısında bu ortak niteliklerin en başında -bu belki en önemlisi- silaha ulaşım geliyor. Ateşli silahlara ulaşım ve kullanım olmasa kitlesel bir okul saldırısı gerçekleşmeyecek ya da ölü-yaralı sayısı artmayacak, saldırgan kısa sürede durdurulabilecek. Bununla beraber Kahramanmaraş saldırısında fail, özel olarak babası tarafından emniyete ait bir poligonda eğitilmiş. Poligonlar 6136 sayılı Kanun’a tabi. Bu tesislerde silah kullanma yaşı 1779 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in 66 maddesinde 18 yaş olarak belirlenmiş. Aynı maddenin c bendinde “18 yaşını ikmal etmemiş kişiler yanlarında veli veya vasileri bulunmak suretiyle atış poligonlarından yararlanabilirler” deniyor[17]. Yani yönetmeliğe göre bundan sadece üç sene öncesine kadar, 18 yaşın altındaki çocukları (7 hatta 5 yaşındaki!) poligonlara götürüp ateşli silah kullandırabiliyordunuz. Ancak üç sene önce İl Emniyet Müdürlükleri poligonlara özel olarak tebliğ ettikleri bir yönergeyle çocukların velileriyle poligonlardan yararlanma yaşını 15 olarak sınırlandırmış[18]. Bu konuda yeni bir kanun ya da yönetmelik çıkarılmasına gerek duyulmamış. Tam buraya okul saldırıları sonrası hükümet tarafından büyük reklamla apar topar çıkarılan 15 yaş altına sosyal medya yasağı ve bilgisayar oyunları ve platformlarında kısıtlama gibi düzenlemeleri içeren torba yasayı bırakıyoruz. Son olarak, (bilmiyoruz burada 14 yaşındaki saldırganın babasının Emniyet Müfettişi olmasının payı var mıdır?) emniyetin yaş sınırına emniyete ait poligon uymamış. Eşitlik ve adalet her yerde…
İsa, okulu tarafından psikiyatriste yönlendirilmeye çalışılmasına rağmen kriminoloji (Emniyet Müfettişi baba) ve eğitimin (Edebiyat öğretmeni anne) yanı sıra insan psikolojisi konusunda da uzman olan ailesi tarafından bu davranışları “çok zekasına” bağlanarak atış poligonuna götürülmesi uygun görülmüş. Türkiye’de her velinin çocuğu “çok özel” ve “çok zekidir”. Veliler her şeyi, gelecek kuşakları yetiştirmeye dayanan saygınlıkları ellerinden alınmış ve herhangi bir şirketin müşteri temsilcilerine dönüştürülmüş öğretmenlerden, çok daha iyi bilirler.
Medya Temsilleri ve Önlemler
Medya temsillerinde toplumdaki egemen güçler belirleyicidir. Bu temsiller bir duruma açıklama getirirken çözüm yollarını da topluma sunar. İsa, daha önceki “alt sınıf”, “başarısız”, “saldırgan”, “çirkin”, “çeteci” çocuk suçlu temsillerine sığmadığından faturayı sosyo-kültürel ve politik ortama kesmemek için yeni neden-sonuç ilişkileri, yeni damgalama ve şeytanlaştırma stratejileri kuruldu. Muhakkak ki suçlu bizim dışımızda bir şeylerdi: İsa, bir tuhaf hareketler yapıyordu, o vakit kesin “otistikti” değilse de “deliydi”. Kadın kıyafetleri giydiği videolar vardı, dişi bir anime karakteriyle özdeşim kurup bu durumlarda dişi üçüncü şahıs zamiri kullanıyordu: belki de transtı. Cinsel kimliğine-yönelimine dair çıkarımlar ruhsal bozukluk temsiliyle birleşti ve “münferit olay” açıklamasıyla içleri rahatlattı. Böylece toplumun dezavantajlı grupları bir kez daha hedefe alındı. WhatsApp profiline koyduğu Elliot Rodger bir okul katliamcısıydı ve “inceldi”. O vakit internet üzerinden örgütlenen erkeklerden oluşan ve kısaca kadın peşindeki kadın düşmanları olarak tanımlayabileceğimiz inceller suçluydu. İsa’nın ağ üzerinden incel gruplarla ilişkisi olmamasına rağmen günlerce -çok daha önce önlem alınmış olması gereken- inceller konuşuldu. Bitmedi, bilgisayar oyunları, sosyal ağlarda kurulan ilişkiler ve şiddeti-suçu öven diziler suçlandı. Önlem olarak bazı diziler yayından kalktı bazı dizilerse yaptırımdan kurtulmak için mafya üyelerine dondurma yedirmek zorunda kaldı. 15 yaş altına sosyal medya yasağı geldi ve oyun platformlarına erişimde kısıtlamaya gidildi. Yarın okul kapılarına dikilen güvenlik elemanlarıyla her biri potansiyel bir suçlu olarak görülen çocuklar artık birbirlerini ve öğretmenlerini öldüremeyecek. Ancak ABD örneğinden yola çıkarak, olayların nedenleri ortadan kaldırılmaksızın ve gerekli sosyal politikalar yaşama geçirilmeden uygulanan güvenlik politikalarının okul saldırılarını ortadan kaldıramayacağını söylemek kehanet olmaz.
Evet, çocuklar artık kendi çevrelerinin yanı sıra küresel bir ağda toplumsallaşıyor, doğru-yanlış bilgiler ve rol modellerden kendilerine bir kimlik devşiriyor. Ağdaki bazı içerik ve gruplar, zaten sosyo-kültürel olarak var alan öfke, nefret, düşmanlık ve ideolojik fanatizmi radikalleştirip gerçek dünyaya kitlesel saldırılar olarak geri gönderiyor[19]. Bunlar sadece çocukların değil yetişkinlerin de birbirlerinden örnek aldığı, manifestolarla taçlandırdığı copycat saldırılar…
Peki çocukların da içinde bulunduğu şiddetin, suçun, silahlanmanın, kadın cinayetlerinin, cezasızlığın, eşitsizliğin, adaletsizliğin olağanlaştığı bir dünyada 15 yaş altına sosyal ağ ya da oyun platformu kısıtlamaları ne kadar etkili olabilir?
Sahi, 80’li 90’lı yıllarda kültür endüstrisinde sıkça yeniden üretilen, bilgisayar dâhisi çocuk imajının yerini bilgisayarda fazla zaman geçirdiği için korkulan, katil çocuk stereotipi ne zaman aldı? Çağın çevrimiçi doğasına, kültürel açıdan uyum sağlayabildiğimizi söylemek güç. Çocuklar bu dünyada artık ebeveynlerinden farklı bir dili konuşuyor. Dolayısıyla ilk yapılması gereken belki de çocuklarımızla aynı dili konuşmaya, onları anlamaya çalışmak. Toplumu, kültürü ve devleti aklamaya çalışmak yerine her yetişkinin yapması gerektiği gibi sorumluluk almak.
Asırlık inkâr aşamasının getirdiği çaresizliği üzerimizden silkip, kabullenme aşamasına çoktan beridir geçmiş olmamız gerek. Geçmiş dünyanın puslu camından bakmaya devam edersek, günümüzün kara aynasına yansıyan puslu ve postmodern suretimiz bizi yanıltmaktan başka bir şeye hizmet etmeyecek.
Gördüğümüz ve gördüğümüzü inkâr etmediğimiz bir geleceğin temennisiyle…
[1] Failin internette kullandığı profiller ve ilişkili kaynaklar, şiddete özendirici nitelikte olabileceği gerekçesiyle yazıya konulmamıştır.
[2] Oynadığı oyunlar arasında, Roblox estetiğine en yakın oyun, Paint the Town Red’dir.
[3] Columbine Okul Saldırısı, faillerin KMFDM ve Rammstein Endüstriyel Metal janrında müzik yapan grupları, Marilyn Manson gibi sahne dışında da beynelmilel tuhaf efsanelerin üretildiği sanatçıları dinlemeleri DOOM oynamaları, Anders Breivik’in Call of Duty: Modern Warfare 2 oynayarak alıştırma yapması gibi.
[4] Ferguson, C. J. ve Kilburn. J. (2009). The Public Health Risks of Media Violence: A Meta-Analytic Review. , 154(5), 759–763. doi:10.1016/j.jpeds.2008.11.033
Bushman, B. ve Anderson, C. (2015). Understanding Causality in the Effects of Media Violence. American Behavioral Scientist. 59. 10.1177/0002764215596554.
[5] “Slice of life”, hayattaki sıradan olayları konu alan eserleri tanımlamak için kullanılan bir ifadedir. Manga ve animelerde sıklıkla komedi janrıyla beraber bir arada işlenir.
[6] Bu durum, Shounen kategorisi için epey istisnai bir durumdur. Shounen türü, aşırı olmamakla şiddet içeren bir kategoridir
[7] Şonen, Şounen ya da Shounen (少年), oğlan çocuğu anlamına gelir. 12-18 yaş aralığındaki erkek okuyucu/izleyici grubuna hitap eden manga ve anime eserlerini ifade etmekte kullanılan bir çatı kategoridir.
[8] Otaku (おた, genelde manga, anime ve bilgisayar oyunlarına büyük ilgi duyan ve boş zamanını bu eserleri tüketerek geçiren bireylere verilen isimdir. Ancak belirli bir konuda derinleşen, ilgi duyan ve serbest zamanını bu yolda harcayan insanları da kapsar. Örneğin tren, otobüslere ilgi duyan Otaku’lar da vardır.
[9] Bkz. Yine Birikim’de yayınlanan: Algının kanlı dönüşümü: Alt-Right ve Yeni Zelanda Cami Saldırısı ve Algının Kanlı Dönüşümü Bölüm II: Buffalo Tops Süpermarket Saldırısı yazıları.
[10] Brandon Tarrant da manifestosunda, Anders Behring Breivik’in manifestosunda yazdıklarından etkilenmiş ve büyük oranda taklit etmiştir.
[11]Adalet Bakanlığı (2026). Adalet İstatistikleri 2025. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü.
https://adlisicil.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/202604060901356772025AdaletİstatistikleriKitabı.pdf
[12] TBMM (2026) Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin Tüm Boyutlarıyla İncelenerek Koruyucu ve Önleyici Mekanizmalar Geliştirilmesi ile Çocukların Toplumsal Yaşama Etkin Katılımlarının Sağlanması İçin Yapılması Gerekenlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu, Tutanak Dergisi; Adalet Bakanlığı (2026).
[13] NTV (2026). Geçen sene 300 bini aşkın çocuk suça karıştı. https://www.ntv.com.tr/turkiye/23-nisanda-tcsg-15-ve-tcg-tayfun-ziyaret-edilebilecek-1721197
[14] Omnilert (2026). School Shooting Statistics: The Reality of the Youth Gun Violence Crisis. https://www.omnilert.com/blog/school-shooting-statistics
[15] Bknz: Newman K., Fox C., Roth W. vd. (2004). Rampage: The social roots of school shootings. New York, NY: Basic Books; Levin J., Madfis E. (2009). Mass murder at school and cumulative strain: A sequential model. American Behavioral Scientist 52.
[16] Omnilert (2026); Vossekuil B, Fein R. A, Reddy M vd. (2002). The final report and findings of the safe school initiative: Implications for the prevention of school attacks in the United States. Washington, DC: U.S. Secret Service and U.S. Department of Education.
[17] T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi (2026). Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle DiğerAletler Hakkında Yönetmelik. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo= 911779&MevzuatTur=21&MevzuatTertip=5
[18] Poligon İşletmecileri Derneği/PİDER Yönetim Kurulu Başkanı Murat Görücü ile Görüşme, 22.04.2026.
[19] İnceller, Redpillciler, Alt-rightçı gruplar bunlardan bazıları. Tüm dünyada tehlikeli bulunmalarına rağmen örgütlenmeleri ve yayınlarına ilişkin yasal girişimlerde bulunulmaması ancak sosyal ağlara erişimin tartışılıyor olması manidar.