Behçet Necatigil: “Almışlar”

Boşluktan duyulan bir şikâyet Behçet Necatigil şiirinde de görülür, zarif imgeleri ve yatışmış sesleriyle; hatta bir tek onda vardır her türden yakınmanın yanı başına onu dengelemek, hırçınlıklarını törpülemek üzere gösterişsiz bir tevekkülü de iliştirmek. Boşluk duygusuyla mücadele edilmez Necatigil’de; yazgının irili ufaklı tüm hamleleri gibi bu yıkıcı duygudan gelen ataklar da sakince karşılanır, bazen misafir edilir. Talihin, hayatın salvolarına karşı Necatigil şiirinin öznesi göğüs germe, katlanma mevzisine çekilenlerden. Seçilen değil, içine doğulan bir oyukta münzevi bir hayat sürdürülür. Bu mevzide insan “tespih böcekleri gibi kaçınık” yaşıyordur; içine kapanık ya da kendi köşesinde, kaçınıktır belki ama yine de insanlarla –toplumla– yaşamak mecburidir: “madem kişi bağlı ortak yaşamalara.” Yalnızca özne probleminin değil, politik tezahürleriyle estetik gerilimin de muhtevasını bu ikircikli durum şekillendirir; bireysel varoluş kolektif dünyaya gönül indirerek dahil olur, bu sıkıntılı sürecin mahcup bir edası olarak: madem.  

Necatigil’deki şiirsel hareketi anlamlandırma açısından “tespih böceği” imgesi biçilmiş bir kaftandır âdeta. Büyük hareketlere –kavramlara, fikirlere– kapılmama, kendi kozasında asgari ama kesif kıpırdanmalarla yetinme bu varlığın alametifarikalarından biridir. Çapraşık dolaşık çizgiler boyunca ağır ağır hareket edilir, ritim yok denecek kadar sakindir. Bununla birlikte, sadece şiirsel hareket açısından değil, Necatigil’deki dünya imgesi açısından da işlevseldir “tespih böceği”: bu zararsız böcek ne sıçrayabilir, ne uçabilir, ne de zehirleyip ısırabilir. Bodrum katları evlerin, balkonların, bahçelerin rutubetli köşelerinde, taş altlarında; bu durumda toplumsal ve siyasal hayatın kıyılarında sürekli bir tehdit algısıyla yaşar. En ufak bir tehlike anında dertop olup kendi üzerine kapanır ve savunmaya geçer. Sempati uyandırması zor, düşük dozda da tekinsiz olan bu minik hayvan küçülmenin, tane haline gelip giderek görünmezlik kazanmanın, keza sözü kırıntılara dönüştürüp söylemsel akışa bırakmanın da bir simgedir. Ama önünde sonunda kabuklu bir haşeredir tespih böceği; savunma konumundayken bile etkisi galiba psikolojiktir: “hırpalanır, küçümsenir, itilir.” Fakat ötelendiği sıra dahi kesik ve soğuk ürpertir, kıl gibi ince sayısız bacaklarıyla tende, ya da yazının yüzeylerinde, şiirin nemli bölgelerinde ve ancak gece el ayak çekildiğinde az da olsa rahatça gezinebilir (keşke Oktay Rifat biraz müsaade etseydi de Necatigil’i Kafka’nın, Kafka’yı da Necatigil’in toprağında; söz konusu tehdit, korku ve savunma stratejileri bakımından eşelemek; küçülme jestlerinden hareketle de mukayese etmek mümkün olsaydı).

Hayat bu yel esse bile derhal geri çekilip arazi olmayı arzulayan tesbih böceğine de hücum ediyordur, bir an nefes aldırılmaz. Gelgelelim görkemli mevzular değil, genellikle seri darbeleriyle maişet meselesi gibi kaba dertler rahat vermiyordur: sözgelimi sabunlar tükenir, giysiler eskir, sofralar azalır ya da bazen birdenbire hastalıklar çöker. Ve Tanpınar’dan Dıranas’a, oradan da Edip Cansever’e uzanan bir halkada “can sıkıntısı” motifi: Necatigil’de kararan ışımalarla can sıkıntısı hali gündelik hayatın bayağı kaygılarını da sırtlanır; şiir sıradan olanda kendini sınamaktan yüksünmez, aksine gündelik hayatın nüansları estetik üretimin maddi temellerini oluşturur. “Yağlar” yahut “ilaçlar” uykularda bile bitip tükeniyordur; kaygı sadece gündüze değil, geceye de sirayet edip kaşık kaşık üzüntüleriyle hayatı alabildiğine sıkıştırır, Necatigil’de tüm bu alelade tasalarla da “ömür geçer.” Ama ömrün bu geçişi, ölüme doğru ilerleyiş de bariyersiz ve tekdüze değildir, “ince-iplik bir su” olarak hayat (tıpkı şiir gibi) mütemadiyen tıkanır, tıkandığı yerde de kendini aşındırır. Gelgelelim arzu her defasında bir yaşama ısrarı ve çabası olarak tekrar döner; mumların, kilimlerin, kese kâğıtlarının, tıkalı bacaların –yarım ve kırık dizelerin- hesaplarına karışıp çözülerek bile olsa arzu döner; bir sonraki daha çetrefil engele (şiire) yahut geçide (beyaza) doğru kıpırdar. “Çarşılar” elbette her zaman davetkârdır, sokaklarsa serin; ve fakat aşkın da kefili olan yollardan çaresiz evlere dönülür Necatigil’de, anlık ferahlıklar kaybolur, aniden sıcaklar basar, mazbut “gönül daralır.”

Ne var ki, Necatigil’de hiçbir şikâyet isyana dönüşmez, zira sızlanmada hem karar kılınmış hem de estetik bir kıvam bulunmuştur: hem katlanmak sadece bir kudret meselesi değil, aynı zamanda bir haz kaynağıdır da. Nitekim protesto dalgaları halinde beliren tüm o “öksürüklerden,” pazarlardan taşınan “file”lerden, kopan kollardan, bükülen bellerden memnuniyet duyulur. Bu memnuniyetten ötürüdür ki,........

© Birikim