We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hem yalnız hem çaresiz: Bahtsız kaleciler

41 2 0
16.07.2019

Geçen yazıda büyük umutlarla transfer edilmiş, sonrasında hüsranları yaşamış, yaşatmış golcüleri yazmıştım. Atamayanları bir tarafa bırakıp tutamayanlara bakalım bu yazıda, malum kalecilik dediğin hem yalnızlık hem çaresizlik bolca. Eskinin futboluna yetişmişler hatırlayacaktır kaleciler üzerine söylenen o gülümseten klişeyi: “İnsanın aptalı futbolcu, futbolcunun da aptalı kaleci olur!” derlerdi büyüklerimiz. Futbola henüz sevdalanmaya başladığımız, şimdi çok eskide kalmış siyah beyaz zamanlardı. Okuldan arta kalan zamanlarda sabahtan akşama kadar toprak sahalarda top peşinde koşar ama ne hikmetse hiçbirimiz kaleci olmak istemezdik, zira kaleci dediğin üç direğin arasında bekleyen yalnız, garip adamdı. Eduardo Galeano, oyunu hep uzaktan izleyen, mekândan ayrılmaksızın üç direğin arasında idamını bekleyen yapayalnız adam olarak tanımlamıştı kaleciyi.

Her mahalle takımında bir Gerd Muller’in, bir Pele’nin yer aldığı; kimsenin defansta oynamaya gönüllü olmadığı, Hatice’nin değil, neticenin önemli olduğu zamanlarda bir çeşit ‘tecrit’ idi anlayacağınız kalecilik. Futbolcu olamayan kaleci olurdu. Genelde mahallenin en hantal, en yeteneksiz bebesi! Yine de hiç oynayamamaktan iyiydi üç direk arasında beklemek. Hele de birkaç top çıkardın mı bir anda kahraman oluverirdin arkadaşlarının gözünde! Tabi yediğin o berbat golden sonra uzun süre alay konusu olmak da vardı kaderde. Eskiden zor zanaattı kalecilik! Sonra zaman içinde takımını sırtlayan kaleciler sayesinde değişti bu önyargı. Üç direğin arasındaki yalnız adamlar, esas oğlanlar arasında dimdik yerlerini almaya, hatta kaptan olarak sahaya çıkmaya başlayınca değişti. Çamura bulanmış bitkin kaleci görüntülerinin yerini, arkadaşlarının omuzlarında yükselmiş 1 numaralar almaya başlayınca değişti o kara yazgı.

Ama bir de madalyonun öbür yüzü var, büyük umutlarla takıma katılmış........

© Birgün