menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO daha gelmedi ama...

33 0
25.06.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Daha NATO Zirvesi'ne günler var ama Ankara şimdiden NATO'nun dilini, meramını iliklerine kadar hissediyor. NATO'nun geride bırakacağı siyasal iklim öncü kuvvetleriyle sokakta.

Günlerdir süren yasak kararları, gözaltılar, polis ablukaları ve güvenlik önlemleri başkentin gündelik hayatını cehenneme çevirdi. Öğretmenler, öğrenciler, sendikacılar, gazeteciler ev baskınlarıyla gözaltına alınıyor. Basın açıklamaları, gösteriler ve toplantılar yasaklanıyor. En gündelik rutinler iktidarın yakın ve derin gözleminde. Kentin olağan ritmi her köşede güvenlik baskısına dönüştü.

NATO'nun daha gelmeden söyledikleri ve kullandığı dil bize yabancı değil. Özgürlüğü değil güvenliği önceleyen, itirazı demokratik bir hak olarak değil potansiyel bir tehdit olarak gören, yurttaşı özne olmaktan çıkarıp denetlenmesi gereken bir unsura dönüştüren bir dil bu.

Tam da bu nedenle bugün yaşananlara başkentte gerçekleşecek çok önemli bir zirve organizasyonunun teknik hazırlıkları olarak bakmak mümkün değil. Ankara'da yaşatılan tablo, NATO'nun temsil ettiği siyasal aklın küçük bir özetini sunuyor.

Elbette ülkemizde emperyalizmin ve kapitalist düzenin etkileriyle daha da derinleşen baskı ve hak ihlalleriyle iliklerimize kadar hissettiğimiz bu tablo gökten düşmedi. Askeri bir güvenlik ittifakı olarak ABD öncülüğünde kurulan NATO, kuruluşundan bu yana güvenliği özgürlüklerin önüne koyan bir siyasal anlayışın da taşıyıcısı. Emperyalist güçlerin askerî ve siyasi tahakküm mekanizması olarak dünyanın dört bir yanında büyüyen silahlanma yarışının öncüsü.

Başta Avrupa Birliği'nin lokomotifi olan ülkeler olmak üzere tüm dünyada meşruiyeti ve işlevi tartışma konusu haline gelen NATO’yla Türkiye’nin ilişkisini bu zirveye ev sahipliği yapmanın ötesinde dikkatle takip etmek gerek. Ülkemizin bağımsızlığı ve güvenliğini tehlikeye atan bir şekilde güçlenmek için NATO’ya yaslanmak en başta Türkiye’yi müdahaleye açık hale getiren bir tercih olur.

Türkiye'de darbelerden kontrgerilla tartışmalarına, dünyada savaşlardan vekâlet çatışmalarına uzanan tarihsel deneyim, solun NATO'ya itirazını neden yalnızca dış politika okumasıyla sınırlamadığını gösteriyor. Bu nedenle Ankara'da bugün yaşananlara bakarken geçmişe uzun uzun dönmeye gerek yok; geçmiş zaten bugünün içinde konuşuyor.

ABD'nin NATO 3.0 için tanımladığı "yumuşak güç" stratejisini biz ülkemizde "ılımlı İslam" kurgusundan çok iyi tanıyoruz. Dünyanın yakalandığı ve iyileştirilemez izler bırakan, hissettirmeden tüketen en yeni sürüm virüs popülizm. Bir Broadway müzikali için bile son derece tuhaf kostümlerle Beyaz Saray'ı Trump adına basan boynuzlu holiganlar ve Erdoğan için kefen giyen gençliğin arkasına aldığı........

© Birgün