Dünya sokakta: Kapitalizm çözülürken insanlık neyi arıyor?

2026’nın henüz ilk on beş gününü geride bıraktık ama iyi kötü herkesin umutla yeni yıla yüklediği anlam, daha iyi hayat için değişim listeleri, kapitalizmin umut pazarladığı ritüeller öfori etkisini diri tutmaya bir ay bile dayanamadı. Dünya bir kez daha sert bir kırılma eşiğine yerleşmiş durumda.

Farklı kıtalarda, tetikleyeni bambaşka olsa da yükselen değişim talebi kitlesel direnişlere dönüşüyor. Zaman zaman tanık olduğumuz protestolardan oldukça farklı; kolay bastırılıp, geçiştirilemeyecek güçlü bir isyan bu. Kapitalizmin artık toplumsal rıza üretemediği, kıt kanaat bir yaşam için bile yarına güven veremediği tarihsel eşikteyiz. Dünya-sistemleri kuramının kurucusu Amerikalı sosyolog Immanuel Wallerstein, bu tabloyu yıllar önce şöyle özetlemişti: Kapitalizm, kâr üretme kapasitesini ancak toplumları ve doğayı tahrip ederek sürdürebilir hale gelmiştir. Ama tam da bu yüzden, kendi toplumsal ve siyasal temellerini tüketmektedir. Bugün gördüğümüz şey, sistemin “başarısından doğan” bir çöküştür.

***

Irkçılık ve totaliter rejimlerin yükselişi sandıklarda kendini gösterirken sistemin sıkıştığını, kendi yarattığı tükenmişliğin esiri oluşunu da bu direnişlerle daha net hissediyoruz. Küresel boyutta yıkıcı neoliberal politikaların doğrudan emekçi sınıflar kadar üretimi, kaynakları da öğüten etkilerini hisseden borçlandırılmış kalabalıklar çarpıcı bir çeşitlilik ve geniş katılımla dikkat çekiyor. Dünyanın farklı dillerinde ama tek bedende bütünleşen bir hat var önümüzde. Bu haykırışın özünde tek bir cümle var: Böyle yaşamak istemiyoruz!

İran’da kadınlar........

© Birgün