menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beklenen Kurtarıcı

21 0
16.07.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Biz Toplumsal Bellek Platformu’nu kurmadan önce, faili meçhul siyasi cinayetlerde ve katliamlarda öldürülen aydınların evlatları olarak bizi ilk kez bir araya getiren etkinlik bir Babalar Günü buluşmasıydı.

Her çocuğun babası onun kahramanıdır.

Sevgili Naki Kaftancıoğlu ve Canan Kaftancıoğlu’nun fikri ve çağrıcılığıyla düzenlenen “Benim Babam Bir Kahramandı” başlıklı etkinlikte, babaları öldürülmüş çocuklar olarak birlikte şu cümleyi kuruyorduk: “Biz kahraman babalar istemedik. Biz devlet kahraman olsun; eşit ve adil bir toplum düzeninin güvencesi olsun, bu cinayetleri önlesin, adalet sağlasın istedik.”

Her biri toplumsal karşılığı güçlü simge isimler olan babalarımız öldürüleli o gün bile on yıllar geride kalmıştı. Bu çağrımızın üzerinden de bugün on sekiz yıl daha geçti. O zamanlar hâlâ belki bir nebze umutluyduk. Şimdi umudumuz yine kalabalık; ama kendimizden yana, dayanışmadan yana, direnişten yana. Olması gerektiği gibi.

***

Yirmi iki yıldır gerici iktidarın giderek artan baskısıyla ve yanlışlarıyla yorulan toplumun kahraman peşinde savruluşu bana bir süredir o gün söylediklerimizi yeniden düşündürüyor. Kurtuluş kimi zaman bir kurumdan, kimi zaman bir partiden, kimi zaman da tek bir kişiden bekleniyor. Erich Fromm, Özgürlükten Kaçış’ta insanların belirsizlik dönemlerinde özgürlük savaşını göze almak yerine güçlü gördükleri bir otoriteye sığınmaya meylettiklerini söyler. Belki de biz son dönemde ülkemizdeki lider arayışlarını toplumun kendi iradesini büyütmek yerine bir kurtarıcı iradeye duyduğu ihtiyaç olarak görebiliriz. Ancak çoğu zaman o kişinin / kurumun kimliği, geçmişi, öyküsü, tutarlılığı ya da tutarsızlığı düşünülmeksizin; anlık, tekil ve derinliksiz hayranlıklara dönüşüyor bu ihtiyaç.

***

Araştırmalara göre ülkede “en güvenilen kişi” sorulduğunda ilk sıralarda Haluk Levent, Kenan İmirzalıoğlu, Müge Anlı, Seda Sayan gibi isimler var. Bir bilim insanını, bir düşünürü ya da bir siyasetçiyi bu güven endekslerinde göremezsiniz.

Ama bu listelerde yer alan isimlere siyasi partiler tarafından milletvekilliği, belediye başkanlığı gibi teklifler yapıldığını çok görürsünüz. Tam bu noktada akla gelen isimlerden biri futbolcu Hakan Şükür. Hangi vasfı nedeniyle iktidar partisinin milletvekili olmaya layık görülmüştür? Neden ve nasıl olmuş da bugün kaçak ve ülkeye dönemez haldedir?

Bu tercihler kahraman/şöhret/güven meselesinin ülkeyi yönetecek, hatta belki “kurtaracak” kadrolarca da ne kadar içselleştirildiğini gösteriyor. Siyaset, vaatle değil popülerlikle yönetmenin karşılığına çoktan tav olmuş durumda.

Burada Max Weber’in “karizmatik otorite” kavramı çıkıyor karşımıza. Karizma, kurumların ve ilkelerin önüne geçtiğinde siyaset programlar üzerinden değil kişiler üzerinden kurulmaya başlar. Böylece siyasetin merkezine ortak akıl değil, kurtarıcı figürü yerleşir.

Bahsettiğim anketlerde son yıllarda Haluk Levent üst üste altı kez ilk sıraya yer almış. Hem de yüzde altmışı aşan oranlarla. Nedeni; yöneticilerin ihmali olan, siyasetçilerin ve muhalefetin yeterince ilgi göstermediği, yalnız bıraktığı toplumsal olaylarda, mağduriyet ve ihtiyaç noktalarında “bir şekilde” hep var olması olabilir. Somut adım atarak fayda sağlamasıyla öne çıktığı düşünülebilir. Geçmişte çek-senet yolsuzluğuyla evrakta sahtecilikten hapis yatmış olduğu bilinse de önemsenmeden gönüllere kurulan bir taht. Tekil örnekler çerçevesinde bakıldığında belki de haklı bir takdirin ötesine geçen bir kahramanlaştırma hâli her mağduru Haluk Levent’e başvuran, onun çeşitli konular için bakanları aradığı bir tuhaf meşru alan........

© Birgün