Sergen'e tahammülün sınırı
Uzun süredir maç yazmıyorum.
Yani Beşiktaş’ı yazmıyorum.
İçerideki maçların çoğuna gidip, TV’den de deplasmanları izleyip, her maç klavyenin başına oturasım varken de, uzun süredir kimi zaman çok iyi oyunlarla peş peşe galibiyetyer alırken de yazmıyorum.
Kazanırken herkes alkış tutar.
Ama önemli olan kaybedince de hakettiklerinde o alkıyı tutabilmek. Ben de, mağlubiyetlerde bile alkışı bilen biriyim.
Ama bugün Samsunspor önünde yitirilen 3 puanın ardından Beşiktaş’ı yazmak “farz” oldu.
Aslında Sergen Yalçın’ı yazmak farz oldu.
Sevgili meslektaşım Asena Özkan’la, Sergen Yalçın konusunda zaman zaman ters düştüğüm olmuştur. “Sürekli bu çocuğa vurma yahu” demişliğim vardır, itiraf edeyim.
Ama bugün, şapkayı fırlatıyorum.
Haklısın Asena!
Mesela “Cengiz Ünder takıntısı” konusunda, diyecek bir şey bulamıyor insan. Haftalardır ille de ilk 11’de oynatıp, bir şey olmayacağını bile bile oynatıp neden maçı heba ediyorsun? Sırf Candaş’ın programında “Ben bu çocuğu Süper Lig’in starı yaparım” dediğin için anlamsız bir ısrar içinde Sergen. Yapamışorsun işte karde. Olmuyor. Cengiz istemiyor.
İlk geldiğinde de, “Cerny’i çok iyi oynasa bile 65 – 70’lerde çıkarıp Cengiz’i almak” gibi bir takıntısı vardı,........
