Birlik, dayanışma, mücadele… |
178 yıl önce Marx ve Engels ikilisi kaleme aldıkları “Manifesto”nun final sözleri, aslında her şeyi 5 sözcükte anlatırlar:
“Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok…”
Ve ilave 5 sözcükle devam ederler:
“Ama, kazanacakları koca bir dünya var…”
Emeğin gece gündüz ürettiği ve yarattığı, sömürünün de gece gündüz mütemadiyen “karşıdan saldırdığı” bir dünyayı daha 1848’de çok net özetlemiş, iki sakallı bilge.
Proletaryanın o bitmek tükenmek bilmeyen, kaynağı asla tükenmeyen üretme enerjisine karşı, “çalıştıran ve sömüren” kesim bu acımasız düzenin ayakta tutulduğu her ortamda ve her ülkede, amacına bir şekilde ulaşıyor.
Daha emekleyen bir çocuktum, sevgili babacığımın eve ekmeği nasıl getirdiğine, bunun için nasıl ter döktüğüne, o nasırlı ellerinin ve yüzünün, aynı işi yapmayan yaşıtlarına göre nasıl, neredeyse saatten saate hızla yaşlandığına tanık olmaya başladığımda. O yüzden bugün kendi kendime dahi “yoruldum” demeye utanırım. Aklımdan bile geçirmem.
Daha sonraki yaşlarda, yani hayatı tanımaya başladığım dönemde de, arada bir beni götürdüğü fabrikada isin, tozun, yağın, asbestin, kirin, atığın içinde nasıl debelendiğini, ciğerlerinin ve midesinin ve bilcümle organlarının nasıl hızla “eskidiğini, yıprandığını, kullanılamaz hale getirildiğini” yani tüketildiğini bizzat gördüğümde de daha o zaman anlamıştım.
O “dağ gibi sapasağlam” benim gözümde “Herkül kadar güçlü” adamı, hayattaki en büyük kahramanımı 3 kuruş yevmiye ile nasıl bir makine parçası gibi hoyratça kullanıp, eritip bitirip, posasını çıkarıp hastanelik ettiklerine günbegün tanık olmuştum. Bir tabutun içinde musalla taşına yatırdığımızda yaşı henüz 50’ye yeni........