Ticaretin ötesinde kalkınma stratejisi

TÜSİAD ve benzeri örgütler, Avrupa Birliği’nin diğer ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına atıf yaparak Gümrük Birliği’nin yeninden müzakere edilmesini talep ediyorlar. Tartışmanın buraya indirgenmesi Türkiye ekonomisine yönelik analizleri bir dış ticaret parantezine hapsediyor. Oysa meseleyi yalnızca gümrük tarifelerine, menşe kurallarına veya pazar erişimi başlıklarına indirgemek; küresel ekonomideki tektonik kaymaları, üretim coğrafyasında yaşanan yeniden yapılanmayı ve devlet–piyasa ilişkisindeki dönüşümü ıskalamak anlamına gelir. Türkiye için strateji, dar bir ticaret ufkunu aşmalı; dünya ölçeğinde şekillenen paradigma değişimini merkeze alan bir “büyük resim” okumasına dayanmalıdır.

1980 sonrasında egemen olan “minimal devlet” ve verimlilik-merkezli küreselleşme çerçevesi; jeopolitik kutuplaşma, tedarik zinciri kopmaları, enerji-gıda arz şokları ve teknoloji rekabeti gibi dinamikler altında yapısal krize girdi. Bu nedenle iktisat politikaları yeniden kalkınmacı devlet eksenine kayıyor: devletin rolü, piyasayı küçük düzeltmelerle onarmaktan çok üretim yapısını dönüştürmek ve stratejik sektörlerde kapasite inşa etmek olarak tanımlanıyor. Türkiye’nin kritik meselesi de kendi kurumsal hafızasını ve kalkınma deneyimini bugünün koşullarına tercüme edebilmektir.

1980 sonrası yön değişimi yalnızca teknik bir “liberalleşme” tercihi değildi; devleti küçültmeyi stratejik hedefe çeviren siyasal söylem, kamucu kalkınma deneyimini analitik parametreler (ölçek, teknoloji edinimi, öğrenme, bölgesel sanayileşme, istihdam) üzerinden tartışmak yerine karikatürleştirerek meşruiyet zemininden düşürmeye çalıştı. “Devlet basma mı üretecek?” ve “Sümerbank ayakkabıları çirkindi” türü retorik, gerçekte devletin piyasa kurucu kapasitesini ve ulusal sanayileşme iddiasını hedef alan paradigma değişiminin taşıyıcısıydı.

Sümerbank, tekil bir kamu işletmesinden çok........

© Birgün