Hayatta kalmak mı insanca yaşamak mı?

Dün sabah, bu haftanın yazısını yazmak üzere bilgisayarın karşısına geçtiğimde önüme düşen bir haber, ABD Başkanı Trump’ın konut piyasasına ilişkin düzenlemelerinden bahsediyordu. Trump, meseleyi şu can alıcı cümleyle özetlemişti: “Evlerde şirketler değil, insanlar yaşar.”

Merak etmeyin, bir Trump güzellemesi yapmayacağım. Ancak bugünkü iktidar sahiplerinin Trump’a olan "ilgilerini" bildiğim için, Türkiye’deki konut krizini bu referansla gündeme getirmenin, belki onların da ilgisini çekebileceğini düşündüm. Çünkü mesele ideolojilerin ötesinde, temel bir varoluş krizine dönüştü.

Bir ülkenin refahını ölçmek için karmaşık ekonomik endekslerin labirentinde kaybolmanıza gerek yok. Türkiye’de yoksulluk o kadar kanıksandı ki, artık refah denince akla sadece gelirin "açlık sınırı" ile kıyaslanması geliyor. Oysa çalışan bir insanın sadece "karnını doyurabiliyor olması" bir refah göstergesi olamaz, olmamalıdır. Bu yanılsamayı bir kenara ittiğimizde, asıl soru tüm berraklığıyla karşımızda belirir: İnsanlar; başlarını sokacakları huzurlu bir eve, makul bir gelirle ve öngörülebilir bir sürede erişebiliyor mu?

Barınma, insan varoluşunun en temel ihtiyacıdır. Ancak bugün Türkiye’de konut, bir "yuva" olmaktan çıkıp bir "portföy enstrümanı"na dönüştüğü için mesele sadece bir fiyat artışı değildir; yaşamın bizzat daralmasıdır.

Kira/gelir rasyosu kontrolden........

© Birgün