Egemenlik

23 Nisan 1920, bu ülkede egemenliğin kaynağının halk olduğunun kesinleştiği gündür.

Birinci Dünya Savaşı yenilgisinin sonrasında Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı ve 22 Haziran 1919 da Amasya Genelgesiyle "Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" kararlığı bunu kanıtlayan bir başlangıçtır. İzleyen aylarda toplanan Erzurum ve Sivas Kongreleriyle güçlenen bu kararlılık, “Hakimiyet Kayıtsız ve Şartsız Milletindir” olarak Ankara’da 23 Nisan’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi-TBMM’de simgeleşir.

23 Nisan, yalnızca, egemenliğin babadan oğula geçtiği “Monarşi” türü yönetimin sonu olmakla kalmaz, Ulusal Kurtuluş Savaşına ve sonrasında, anlamı “halkın, halk tarafından halk için yönetimi” olan Cumhuriyet’e, eşitliğe ve özgürlüğe giden kapıyı da ardına kadar açar.

Kısaca, 23 Nisan, halk egemenliği ile özdeştir.

NEREDEN…

Egemenlik, bu tarihten sonra iki dereceli de olsa, dört yılda bir seçimlerle milletin oldu. 1930’larda ülkemizde çalışma olanağı bulan Alman bilim insanlarından birinin gözlemiyle, o günlerin TBMM’si, “politik nüfuzu sıfır olan bir evet efendimciler topluluğu hiç değildi” (Hirsch, Ernst E. Hatıralarım, 1985, s.348).

1946’daki ilk tek dereceli seçimlerinin tartışmalı niteliği, gerçekten tarihsel olan 1950’nin seçim düzenlemesini getirdi.

Önce, CHP’li Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığının bir kişide toplanmasının, partilerin seçimlere eşit koşullarda girmesi ilkesine ters düştüğü için Parti Genel Başkanlığından ayrıldı. Sonra, seçimlere “iktidar ve muhalefetin eşit koşullarda girmesi”, o günlerde radyo kullanımı dahil kamu olanaklarından eşit yararlanmaları; ayrıca üst düzey yargıçlardan, bağımsız ve tarafsız bir Seçim Kurulu oluşturulmasıyla sandık güvenliği sağlandı. Ve 14 Mayıs 1950’de, ülke........

© Birgün