Avcılık
İktidarın kendi içinde tutarlı çok ilginç özellikleri var.
Bunlardan biri de kendisi için zararlı saydığı kişileri elinde bulunan çok sayıda araç ve olanağı kullanarak yola getirmeye çalışmak ya da avlamak oluyor.
Hukukun ve kurumların bağımsızlıklarını yitirdikleri, daha doğrusu kurumsal avcılığın neredeyse tamamlandığı bir ortamda kişilere yönelik avcılıklar yoğunlaşıyor.
Kişi avcılıkları, avlanan kişilerin niteliklerine bağlı olarak, yalnız onları değil, ülkenin siyasetini, ekonomisini, giderek kültürünü de kimi kez çok olumsuz etkiliyor; ulusal ve uluslararası düzlemde ayrı ve büyük bir kayıp alanı oluşturuyor.
KAPSAMLI
İktidarın kişi avcılığı çok geniş bir alanı kapsıyor ve ivmesini hiç kaybetmeden süregeliyor. Kişi, “suçluluğu kanıtlanmadıkça suçsuzdur” ve “tutuksuz yargılama asıl kuraldır” gibi evrensel hukuk ilkeleri göz ardı edildiğinden avcılığın kapsamı çok genişliyor.
Daha önce “arada sırada” görünen kişi avcılığının ilk kitlesel uygulaması Gezi Olayları ile başladı, denilebilir. 28 Mayıs-20 Ağustos 2013 arası yaşanan Gezi, son sanat yönetmeni Ayşe Barım’la yaşanmakta olduğu gibi bir türlü sonlanmıyor. “Camide içki içildiğini görmedim” diyen Müezzin Fuat Yıldırım’ın başına gelmeyen kalmadı; buna karşılık, “yalan haber” yapanlara dokunulmadı. Yine Gezi sürecinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi-AİHM’in suçsuz bulduğu Osman Kavala’nın hapsi bugün de sürüyor.
Avlama, siyasette hiç bitmedi; 4 Kasım 2016’dan buyana HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Atalay hapiste tutuluyor.
Seçmen oyunu “hiçe saydığı” için kanımca çok “farklı nitelikte” bir avlama 14 Mayıs 2023 Seçimlerinde her koşulu yerine getirerek seçilen Hatay milletvekili Can Atalay ile yaşanıyor. Şu yaman çelişkiye bakın: Bugünlerde Terörsüz........
