Tiyatroya yol açın!
Bugün sorunlardan söz açmayacağım, önceki yazılarımda yeterince değindiğimi düşünüyorum. Üstelik 27 Mart Dünya Tiyatro Günü gazetemizde yayımlanan Tuğçe Çelik’in yazısında yer verdiği tiyatro insanları bu sorunları ana hatları ile dile getirmişti. Ben bugün tiyatrolarımızda izlediğim kayda değer oyunlara değinmek istiyorum. Büyük oyuncu Isabelle Huppert’in 2017 yılı Dünya Tiyatro Günü mesajındaki çağrıyı yineleyerek… Huppert şöyle diyordu (Ali Berktay’ın çevirisiyle): “Eski usul yaşlı bir sahne amirini hatırlıyorum; her akşam perde açılmadan önce kuliste tok bir sesle, ‘Tiyatroya yol açın’ derdi. Ben de konuşmamı böyle bitiriyorum”.
Peki, kim açacak tiyatronun yolunu? Devlet mi, yerel yönetimler mi, seyirci mi? Bana kalırsa, tiyatrocuların kendisi açacak bu yolu. Dayanışmayla ve daha çok çalışmayla... Büyük bütçeli prodüksiyon tiyatrolarından yakınmakla elde edilecek bir şey yok. İçinde yaşadığımız kapitalist sistemin kurumları tiyatrodan para kazanmayı hedefliyor ve bunu başarıyorsa, şikayet etmek yerine seyircinin ilgisini, desteğini kazanmanın yollarını aramak gerekiyor. Tiyatro tarihimizde sayısız örneğini bulabilirsiniz. Diyebilirsiniz ki, Dostlar Tiyatrosu’nun, AST’ın ve benzeri yapıların başarısında dönemin toplumsal dinamikleri rol oynuyordu. O zaman, günümüzün dinamiklerini, değişim sürecini iyi analiz etmek gerekmiyor mu?
HALDUN TANER’DEN VASIF ÖNGÖREN’E
27 Mart’ı pek çok kuruluş bir mesajla geçiştirdi ne yazık ki. Oysa tiyatromuzun büyük ustalarını anmak için önemli bir fırsattı ‘Dünya Tiyatro Günü’. İzmir’de Kültürlerarası Sanat Derneği olarak Kanguru Kültür Merkezi’nde düzenlediğimiz panelde iki ustaya odaklandık; ölümlerinin 40. yıldönümünde Haldun Taner ve Vasıf Öngören’i andık, Gürol Tonbul ve Özgür Başkaya ile birlikte… Dünya tiyatrosunu yakından izleyen iki usta yazar tiyatromuza yeni bir soluk kazandırmıştı. Taner, ‘Keşanlı Ali Destanı’, ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’, ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ oyunlarında geleneksel sahne sanatlarımızı çağdaş tiyatro ilkeleri ile buluşturmuş, mizah aracılığı ile hatırı sayılır bir toplumsal eleştiri getirmişti. Öngören ise, ‘Asiye Nasıl Kurtulur?’, ‘Oyun Nasıl Oynanmalı?’, ‘Zengin Mutfağı’ oyunlarıyla Marksist öğretiyi Brecht’in epik tiyatrosunun ögeleri ile sentezleyerek tiyatro sahnesine taşımayı başarmıştı. Günümüz tiyatro yazarları ve yönetmenlerinin bu iki ustadan öğrenecekleri çok şey olduğunu düşünüyorum. Şu günlerde seyircinin salonları doldurarak tiyatroculara açık çek verdiğini düşünüyorum. Bu çeki........
