Sanat ve siyaset
Sanatın siyasetle ilişkisi yüzyıllardır -halkın olmasa da- aydınların zihnini meşgul ediyor. Ülkemizde de çokça tartışılan konulardan biri bu. Sanatçı siyasete bulaşmamalı mı? Sanatı siyasetin bir aracı haline getirmek doğru mu? Siyasetten bağımsız sanat olur mu? Bunlar gibi sayısız soru üstüne tartışmaların sonu gelmek bilmiyor. Bu konuda kişisel deneyimlerimden yola çıkarak bazı şeyler söyleme ihtiyacını hissediyorum. Geçen haftaki yazımda, Nuri Bilge Ceylan’ın İran’ın en önemli film festivali Fajr (Fecr) Film Festivali’nde Jüri Başkanlığını kabul etmesi nedeniyle kendisine yönelen eleştirilere verdiği yanıttan bir alıntı yaparak Ceylan’a katıldığımı söylemiştim.
Kuşkusuz bunu söylemem Ceylan’ın dünya görüşünü tümüyle paylaştığım anlamına gelmiyor. Sanatın siyasetten bağımsız kalabileceğini düşünmüyorum. Sanatçı -istemli ya da istemsiz- yapıtlarında dünya görüşünü yansıtır. Ama bunu bir genelleme olarak kabul etmemekte yarar var. Çünkü sanatını siyaset dışı tutmak isteyen nice sanatçı vardır. Edebiyattan sinemaya aşk, gerilim, korku v.b. türlerde ürün veren sanatçılar arasında kahramanlarının serüvenlerini dönemin siyasal atmosferi bağlamında ele alan sanatçılar olduğu gibi, bireyin mikrokozmosu içine hapsolmuş bir anlatıyı yeğleyenler de vardır. Sanatçının bu özgürlüğü elinden alınamaz. Fakat ele aldığı konu kaçınılmaz biçimde siyasetle ilgili ise, sanatçının tarafsız kalması olanak dışıdır. Gene Nuri Bilge Ceylan’dan örnek vereyim. Bir grup faşist gencin Bahçelievler’de TİP’li gençlere yönelik katliamını ‘taraf tutmadan’ anlatmaya çalışan bir filmi salt estetik özellikleri nedeniyle iyi bir film olarak değerlendirmesine katılmam mümkün değil. Ama Fajr Festivali’ne ilişkin tavrı aynı şey değil. Festivali İran rejimi yapıyormuş… İyi ki de yapıyor; gençlerin nefes aldığı bir ortam orası.
N.B. Ceylan’ın Tahran’a gitmesini rejime destek olmak biçiminde yorumlayan dostlara katılmadığımı söylemiştim. Ceylan, doğru bir saptama yapıyor; festivallerin bir........
