Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında -1: Bir avuç kömür için bir ömür verenlerin kenti

“Zonguldak iki katlı hüzün dolu bir ev. Alt kattakiler Azrail’in elinden kömürleri kapıp kapıp üst kattakilere sunar. Şöyle yürüyün Çaydamar’a doğru bir. Görürsünüz onları yollarda, yüzleri kapkara, oyundan yeni dönmüş çocuklar gibi başlarında baretler, ellerinde lambalar. En namuslu, en öpülesi ekmek Zonguldak’ta pişirilir. Akşam oldu mu, -Ahmet Hamdi akşamları dışında- havası sönmüş lastikler gibi olur yollar, pörsükleşir. Yorgun insanlar demlenen bir çay gibi susar ve nasıl çalıştıklarını düşünür o gün.” İrfan Yalçın, Zonguldak, Sanat Olayı (1982), Sayı 14, sayfa 46-47

Bir ülkenin ışığının, insanın karanlığı üzerine kurulmasında ısrar edilen; ölümlerden gelip ölümlere giden bir kent düşünün… Altı kara, üstü yeşil ve hırçın denizi ile bir kent. Bir kent ki, yerel radyo yayını şarkının ortasında ansızın kesildiğinde, uzun bir sessizliğe bürünen, yüreği ağzına gelen bir kent. İşte o an, bütün kent bilirdi ki, yerin altında ya göçük olmuş ya da grizu patlamıştır. Biz de evde üç kardeş, EKİ hastanesi göğüs hastalıkları servisi hemşiresi annemizin o gece eve gelmeyeceğini bilirdik. Can Kartoğlu, “Bir Zonguldak çocuğu olarak bilirdim: Kömür dediğin can yakar.” diyor, “Sonra sonra da öğrenmiştim ki: Kömür sadece kuralsız, denetimsiz, güvencesiz çalıştırılan madencisinin canını yakmakla kalmaz, onunla ısınanı da onu kullanmayıp soluyanı da yakar. Kömür dediğin ömür alır. İnsanın ömrünü de diğer canlıların ömrünü de kentin ömrünü de… Kömür dediğin iklimi bozar… Maden işçileri için ‘Bir avuç kömür için bir ömür verenler’ tanımı bile benim canımı yakar.

1979’da İstanbul Tepebaşı’ndaki küçük Karikatür Evi’nde Zonguldaklı maden isçisi ve karikatürcü Burhan Solukçu’nun nefes kesen karikatürlerini, Ohannes Şaşkal’la birlikte gün yüzüne çıkartmıştık. Madenlerde yakalandığı toz hastalığı nedeniyle yıllarını sanatoryumlarda geçiren Solukçu, Mart 1978’de hayatını kaybetmeden önce, hocası Rıfat Ilgaz’a hasta yatağından yazdığı bir mektupta duygularını bir şiirle dile getirmişti: “Ölecek misin ya bir meydanda öl/ya da bir dağ başında kavgan için/böyle yatakta miskince ölme.

Ohannes’le Şubat 1980’de, önce Ankara Çağdaş Sahne’de, ardından İstanbul Sinematek’te, Burhan Solukçu’nun anısına ve onun karikatürleri eşliğinde, ortak K-ÖMÜR karikatür sergisini açtık. Sevgili dostumuz eleştirmen-yazar Mehmet Ergün de Ahmet Say’ın........

© Birgün