Obsession ve değişen sinema dili

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Bir sinema yazarı, arkeolog ve mitoloji araştırmacısı olarak bu hafta Odysseus’u yazmam gerekirdi. Ancak bir süredir sinemasız küçük bir adada yaşıyorum. Aslında bu gecikme daha iyi. Nolan vizyona girdiğinde ortalık ayağa kalkıyor; kulaktan dolma bilgilerle uzman kesilenler ve ideolojik refleksler büyük bir entelektüel curcuna yaratıyor. Haftaya toz duman dağıldığında, bu kaostan uzakta yazmak çok daha rafine bir bakış sunacaktır. O yüzden bu hafta rotayı Obsession’a kırdım. Daha önce izlemiştim aslında. Ancak filmin neredeyse gençlerin ortak referans noktalarından birine dönüştüğünü görünce, ona bir kez daha şans vermek istedim. Çünkü biliyoruz ki aynı film, farklı kuşaklar ve dönemler arasında bambaşka anlamlar kazanabiliyor.

ARZUNUN YENİ NESNESİ

Filmi ikinci izleyişimde de fikrim pek değişmedi. Obsession bana hâlâ psikolojik derinliğini sürekli ilan eden ama bunu sinematografik olarak inşa etmek yerine sadece işaret eden bir yapım gibi geliyor. Takıntıyı anlatmak, onu seyircinin zihninde büyütmek yerine sürekli gözümüze sokuyor; karakterlerini ise sedece etiketliyor. Seyirciye anlamlandıracak boşluk bırakmak yerine, her duygunun altını kalın ve agresif bir kalemle çizerek herkesi kolektif bir Meksika dalgası bağırışına çağırıyor. Bu yüzden filmi zaman zaman psikolojik gerilimden çok, istemeden melodrama yaklaşan bir yapaylıkla izledim. Filmin hikâyesi aslında insanlık tarihinin en eski anlatı kalıplarından birine........

© Birgün