Béla Tarr’ın ölümü alan kaybıdır
Béla Tarr, sanatın kirlenmemiş sahasında kalan son kalelerden biriydi. Bugün, o cepheden en önemli müttefikimiz gitti. Béla Tarr’ı tanımış olmak ve sinemasının o sarsıcı politikasını solumak; benim için bugün hayatta olan ve hayranlık duyduğum son birkaç sinemacıdan birine eşlik ettiğim için şanslıyım. Mesleğini severek yapan bir sinema yazarı olarak; disiplinlerarası bir okuma yapma zorunluluğu, çoğumuzun olduğu gibi benim de omuzlarımda sürekli bir ağırlık olarak durur. Zira rüştünü çoktan ispatlamış, kendi ontolojik evrenini milim milim inşa etmiş isimlerin eserleri üzerine söz söylemek; hem manevi hem de entelektüel açıdan yıpratıcı bir sorumluluktur.
Bu köşede bugüne dek pek çok kıymetli sinemacıya veda ettik. Fakat Béla Tarr’ı tüm bu isimlerden ayrı bir paranteze, çok daha sarp bir yere koymak zorunda hissediyorum kendimi. Çünkü burada mesele yalnızca bir yönetmenin vefatı değil; onun varlığıyla, dik duruşuyla ve ödün vermez tavrıyla kurduğu o "alanın" yok oluşu. Evet, bu her şeyden önce bir alan kaybıdır. Yeni çıkan ilk romanım Serbest Kumsal’ın matbaadan çıktığı günün, Béla Tarr’ın veda haberine denk gelmesi ise bu duyguyu benim adıma daha da keskinleştiriyor.........
