Emrah Şahan’ın savunmasını okurken...
Dünyada yerel yönetimlere-yöneticilere yüklenen toplumsal-siyasal işlevlerin yeniden tartışıldığı, tanımlandığı ve bu yeni duruma uygun düzenlemelerin yapıldığı son elli yılda, Türkiye’nin tam aksi istikamette ve sistematik pratiklere konu olması ne tuhaf! Bugün daha çok CHP’li belediyelerin maruz kaldığı muameleleri, yıllarca Kürt siyasi geleneği başta olmak üzere muhalif tüm belediye başkanları deneyimledi. En verimli yıllarını cezaevlerinde geçiren, hatta hayatları orada biten belediye başkanları oldu.
Oysa bahse konu mağdur belediye başkanlarının büyük bölümü, bu ülkenin aradığı adalet için, kendi başına umut olabilmeyi başarmış kişilerdi. Türkiye, onlara her türlü eziyet ederek kendi ‘adaletini’ kaybetti. Bu şekilde kurulan adaletsiz siyasal iklimin son mağdurlarından biri, aylardır tutuklu olan Şişli Belediye Başkanı Emrah Şahan oldu. Şahan’ın geçtiğimiz günlerde mahkemede yaptığı savunma, sanki bu adaletsiz sürecin tüm parçalarını görmemizi mümkün kılan bir fotoğraf ve bu ülkenin tarihini bambaşka bir pencereden okumaya imkân veren bir ciddi ders gibiydi.
***
Savunmasında belirttiği gibi Emrah Şahan, Şişli’de her on kişiden yedisinin oyunu alıp, ilçenin seçim tarihinde en yüksek oyla başkan seçilmişti. Sözcüğün gerçek anlamında farklı kültür ve geleneklerin mekânı Şişli’de bu genç insanın başarısı olağanüstüydü. Yine sözcüğün gerçek anlamında siyasal-inançsal olarak tüm kimliklere saygı kültürü ile yetişmiş böyle müstesna bir insanın Belediye Başkanı seçilmesi, sadece Şişli için değil, toplumsal barışını arayan bu ülke için de bir büyük şanstı.
Ne var ki Türkiye bu umut imkânını ortadan kaldırmayı tercih etti. Bu tuhaf tercihin sonucu olarak Emrah Şahan tutuklandı, yerine kayyum atandı. Kendisi gibi Şişlili yurttaşların oyları ile seçilmiş Belediye Meclisi de yok sayıldı. Şişli Belediyesi ile bir kilometre mesafede, üstelik belediyenin sağladığı parsel üzerine kurulu adliyeye davet edilmesi mümkünken, polis marifetiyle evine baskın yapılarak, eşi ve kızının gözleri önünde götürüldü. Emrah Şahan’a göre bu, sadece kötü niyetli bir girişim değil, aynı zamanda ‘devlet normunun da yok sayılması’ydı. Meşruiyeti olmadığı için hukuka da uygun değildi. Nihayetinde her bakımdan bir kötülüktü.
Gerçek şu ki bu genç insan, en katı devlet geleneğinde bile kamu yararını nasıl ve hangi yöntemlerle koruyabileceğini, kendisini yargılatanlardan daha iyi bilmekteydi. Nitekim partisinin, iktidarla şiddetli politik gerilimlerine rağmen kısa görev süresinde Çevre ve Şehircilik Bakanı ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nı ziyaret etmiş, Şişli halkının geleceği için türlü çareler aramıştı.
***
Savunmasında en dikkat çeken hususlarından birisi, diğer başkanların suçlanmasına da neden olan rant üretme-paylaşma girişimlerine dair verdiği ayrıntılı bilgilerdi. O kısmın anahtar cümlesi de tarihe bir not gibiydi: “Müteahhitlerin istediklerini yaptığım için değil, yapmadığım için buradayım.”
Bu ifade o kadar gerçekti ki Emrah Şahan’ın tutuklanmasını izleyen aylarda o müteahhitlerin istekleri hızla yerine getirildi. Sadece bir örnek olarak Şahan’ın izin vermediği o meşhur yapı, kayyumla birlikte, adeta bir takvime yetiştirilmek üzere bitime doğru gidiyor.
Kamuculuğu asli görev olarak gördüğünü söyleyen Şahan’ın şu cümlesi de tüm kamu görevlileri için bir kılavuz gibiydi: “Kamu görevlisi servetten, şöhretten ve şehvetten uzak durmalıdır.”
Bir kamu görevlisi olarak kendisinin hayatı tam olarak bu ifadeye uygun oldu. Savunmasında ‘eline, beline, diline sahip’ bir geleneğe mensup olduğunu belirtmesi ise ayrıca altı çizilmesi gereken bir durumdu.
Yüzüne baktığınızda kalbini gördüğünüz bir müstesna şahsiyettir Emrah Şahan. Karşı karşıya kaldığı muameleler, kendi başına bu ülkenin adaletini-vicdanını kaybetmekte olduğunun somut kanıtıdır. Bu kaybetme/kaybolma sürecinin durdurulması da ancak Emrah Şahanların ısrarla ve cesaretle sürdürdüğü adalet mücadelesiyle mümkündür. Nitekim savunmasını bitirirken kurduğu “Tutukluluğum bu ülkenin geleceği adına ödemem gereken bir bedel ise buna razıyım” cümlesi, her şeye rağmen kaybedilmekte olan adalet umudunu koruyor. Zira asıl çöküş, sadece adaletin değil, ona yönelik umudun da kaybolmasıdır.
