Dünya Anadil Günü: Türkiye’nin dil haritası |
2015’de Öykü Gürpınar, Murat Arpacı ve Sibel Yardımcı ile birlikte yayınladığımız Türkiye’nin Etnik Coğrafyası kitabında detaylı yer aldığı gibi, bu ülkenin sosyolojik yapısının en dikkat çekici olgularından birisi, çoğul dilsel dokusudur. Bu yüzden ülkenin sosyolojisine dair kurulan her söz ve analiz, bu çoğul dokuyu hesaba katmak, hatta buradan başlamak durumundadır. Başka bir deyişle, bu olguyu ihmal eden bütün sosyolojik analizler, en iyi ihtimalle birer yarım analizdir.
Sosyoloji biliminin kurulduğu 19. ve 20. yüzyıllarda tüm devletlerin ve devlet olmaya çabalayanların gündeminde dil meselesi ilk sıralardaydı. Dünyanın kimlik gruplarına bölündüğü ve buna uygun siyasal yapıların kurulduğu o süreçte, ‘dil’, merkezi önem kazanmıştı. Hangi kimlik grubunun nerede, ne kadar nüfusa sahip olduğunu tespit etme ihtiyacı, ilgili devletleri harekete geçirmişti. Bu tespitin en uygun aracı ise açık ya da gizli nüfus sayımları idi. Bu nedenle 19. yüzyıl başlarından itibaren nüfus sayımlarında anadiliniz nedir sorusu özel bir önem kazanmıştı.
Bu soruya verilen yanıtları toparlamak ve uluslararası ölçekte paylaşmak için pek çok ülkede İstatistik Kurumları inşa edilmişti. Bu kurumların gerçekleştirdiği Avrupa İstatistik Kongresi ise, nüfus sayımları için soru cetvelleri hazırlamış, sayımların bu kurumlar tarafından organizasyonunu öngörmüştü. Türkiye’nin bugünkü TÜİK’i, tam da o süreçte İstatistik Umum Müdürlüğü adıyla 1926’da kurulmuştu. Böylesine bir önemli kurumu inşa edebilecek uzman bulunamadığı için, Belçikalı Camilla Jackkard bu iş için davet edilmiş ve görevlendirilmişti.
İstatistik Umum Müdürlüğünün organize ettiği 1927 ve 1935 yıllarındaki ilk nüfus sayımlarının verileri Türkiye’nin dil haritası bakımından çok ilginç bir sosyolojik manzaraya işaret etmişti. İki sayımın verilerine göre ülkede 20 anadil konuşuluyordu. Bu bilgiler, Türkiye’de hangi etnik grupların yaşadığını görme imkânı da sunuyordu. Verilerin gösterdiği gibi Türkiye sözcüğün gerçek anlamında bir diller deposu gibiydi ve bu durum Türkiye sosyolojisinin en önemli özelliğiydi.
ÜLKENİN YERLİ DİLLERİ
Bu çoğul sosyolojik manzaradaki dilleri en başta “yerli” ve “göçmen” diller olarak iki gruba ayırmak mümkündü. Zira bu dillerin bir kısmı yüzyıllara giden köklü geçmişe sahipken, bir kısmı son on yıllarda yerleşmiş göçmen toplulukların dilleriydi. Yerli dillerin başında Türkçe geliyordu. 1927 verilerine göre anadili Türkçe olan nüfus 11.777.810 kişiydi ve bütün nüfusun ,41’ine denk geliyordu. Anadili Türkçe olan nüfus, Doğudan Batıya gidildikçe artış gösteriyordu. Batıda Türkçe konuşan nüfusun 100 binden az olduğu tek il Burdur’du. Doğuda ise Hakkari %5,46 ile en düşük Türkçe konuşan nüfusa sahipti. Doğu Karadeniz’de anadili Türkçe olan nüfusun 100 binden az olduğu tek il Artvin’di. 1935’te Batman ve Şırnak ilçelerinin bağlı olduğu Siirt, %6,20 oranıyla, ikinci en düşük Türkçe konuşan nüfusa sahipti.
Kürtçe, en çok konuşulan diller arasında ikinci sıradaydı. 1927-65 nüfus sayımlarında Kürtçenin toplam nüfus içindeki payı %9-7 arasında değişmekteydi. Resmi verilerden görüleceği gibi Ankara dahil, çoğu vilayette Kürtçe en çok konuşulan ikinci dildi. Bazı vilayetlerde Kürtçe konuşan nüfus oldukça baskındı. Mesela 1927’de Hakkari’de anadili Kürtçe olan nüfusun, tüm nüfusa oranı ,93’tü ve bu oran 1965’te bile pek fazla değişmemişti. Aynı nüfus sayımında Van, Siirt, Bitlis, Diyarbakır, Mardin, Ağrı ve Elazığ’da Kürtçe konuşan nüfus P’nin üzerindeydi. Resmi verilere Türkiye’de en çok konuşulan üçüncü dil ise Arapçaydı. 1927’de Arapça konuşan nüfus 134.273 kişi olarak kayıtlara geçmişti ve bunun 8,52’si Mardin’de yaşıyordu.
Türkiye’de Genel Nüfus Sayımlarının çoğunda nedense Zazaca hiç zikredilmemişti. Ama yine de ülkenin kadim dillerinden biri olarak, bazı nüfus sayımlarında kayıtlara geçmiş görünüyordu. Mesela 1965 sayımında toplam 150.640 kişi anadilinin Zazaca olduğunu beyan etmişti. Verilere göre Zazaca konuşan en büyük topluluk 57.943 kişiyle Diyarbakır’da görünüyordu. Onu 30.939 kişiyle Elazığ, 30 bin 928........