menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arşiv Kazısı’ndan 80’ler 90’lar çıktı

44 0
26.03.2026

12 Eylül’ün üzerinden 5-6 yıl geçmiş. Ama her şey öyle hızla silinmeye çalışılıyor ki. Üniversite kapısından girenler 12 Eylül’de ilkokul ortaokuldalar. Unutturulmak istenene sahip çıkanlar, haksızlığa karşı duranlar, sömürüye rıza göstermeyenler var. Kendilerinden öncekilerinin yürüdükleri o yolu yeniden yürüyecekler. Şimdi tüm bunları niye anlattım; O dönemi yaşayan fotoğrafçı Yücel Tunca bir süre önce çektiği fotoğrafları ‘Arşiv Kazısı’ başlığıyla sosyal medya hesapları ve bloğunda paylaşmaya başladı. Benim de içinde olduğum döneme ait çok az fotoğraf var. Tunca’nın kazısı sayesinde bugün 60’ına yaklaşan onlarca kişi 18 yaşındaki haliyle karşılaşıyor bir anda. Beyazıt Merkez binadaki bir forumda ya da Hergele Meydanı’nda halay çekerken buluyor kendini. İşçi eylemleri, ilk kadın eylemi, İstanbul’un yakın ama çok uzak kareleri. 10 yıldır Bergama’da yaşayan Yücel Tunca’yı aradım. Sohbete daldık.

Arşiv Kazısı nasıl ortaya çıktı oradan başlayalım. 

Arşivimi dijital hale getirmek için çalışırken 80’lere ve 90’lara ait fotoğrafları görünce sanki başka bir çağa ait ve başka biri tarafından çekilmiş olduklarını hissettim. Zaten kent belleği üzerine de çalışmalar yapıyordum. Bu yıllar üniversite öğrencisi olarak fotoğraf çekmeye başladığım yıllar var. 1984’ten itibaren kılık kıyafet, caddelerdeki arabalar, atmosfer çok farklı. Kendimce belli temalar altında fotoğrafları ortaya çıkararak küçük bilgiler de vererek dönemin duygusuna ulaşılmasına çabaladım.

12 Eylül sonrası üniversitelerde başlayan öğrenci mücadelesinde yer alanlar yani 88 kuşağına ait fotoğraflar var çalışmanda. Sen hem bir fotoğrafçı hem de bir öğrenci gözüyle neler hissediyorsun bu fotoğraflara bakarken? 

12 Eylül sonrası ilk öğrenci yürüyüşlerinin gerçekleştiği dönem. Edebiyatla uğraşan bir grup gençtik. Öğrenci derneğiyle temastayız. Farklı grupların toplantılarına giriyoruz. O dönem hem sol, demokrat, sosyalist öğrencilerin örgütlenme dönemi hem de İslamcı öğrencilerin isyan dönemi. YÖK’e karşı başörtü konusu. Biz onların da yanında yer alıyor, derse girmeleri için destek eylemlerine katılıyorduk. O dönem her anlamda demokratik haklara sahip çıkmaya çalıştığımız bir dönemmiş. 12 Eylül sonrasında demokratik hak savunuculuğunu kimseye devretmediğimiz, bir dönem, aktif reaksiyon gösteriyorduk. Aradan yıllar geçtikçe geride kalan bir gençlik heyecanı gibi değil, bir nostalji de değil, hakikaten insanca yaşam biçiminin en makul önerisi sosyalizm. Doğru bir yerde durduğumuzu hissediyorum.

Üniversitede çok özel bir dönem yaşadığımızı düşünüyorum. Hala o dönemdeki arkadaş çevresi içindeyiz. O koşullar daha sağlam arkadaşlıklar mı oluşturdu sence?

Birkaç gün önce gazeteci bir arkadaşımla yazışırken benzer şeyler söyledim. Sonuçta böyle geriye baktığımda 80'lerden bu tarafa bir sürü zaman dilimi var. Ama özellikle 80'lerin ikinci yarısıyla 90'ların ilk yarısı diyelim sadece bizim kişisel hayatlarımızda değil, Türkiye'nin siyasi politik hayatında da büyük bir toplumsal çatışma sürecinin yaşandığı bir dönem. Kürt hareketinin ivmelendiği bir zaman, solun toparlanma süreci, işçi mücadelesinin ivme kazandığını görüyorsun. Buna karşı devletin aldığı tedbirleri görüyorsun. İşte DYP çizgisinde Tansu Çiller’in bu toplumsal muhalefetlere bir çerçeve çizilmeye çalışmak için üretilmiş olduğu görüyorsun. Toplumsal dizayn yani. Evet, o 80 sonrası 24 Ocak kararlılığıyla başlayan sistemin aslında topluma uymaması, uymadığı için de muhalefetin güçlenmeye başlaması yine tam o döneme denk düşüyor. O nedenle de hakikaten kritik bir noktadaydık biz bunları yaşarken.

BİR BİNAYI YIKMAK TAMAMEN SINIFSAL MÜDAHALEDİR

Eylemler dışında bir de şehir fotoğrafların var. İkinci köprünün yapımı mesela. Bakarken sanki bunlar 100 yıl önce olmuş sanıyorsun. Sana da inanılmaz gelmiyor mu?

O çektiğim fotoğrafları aynısını bugün gitsem çekemem. Arşivlerin bence en önemli taraflarından birisi bu. Değişim sürecine tanıklık etmeyi sağlıyor. Gezi döneminde yaptığımız bir iş vardı. Bir röportaj,  kaybettiğimiz yerleri gezerek başladık. Gümüşsuyu'nda ‘Cennet bahçesi’ vardı mesela. Ablam götürdü beni oraya. Bir gün gittim kapsı kapanmıştı. Bizim hafızamızı oluşturan birçok yeri biz şu kadarlık zamanın içerisinde kaybettik. Gezi mesela, birçok yakınım oradaki evlendirme dairesinde evlendi. Ben ilk fotoğraf derslerini o parkın içerisinde. Buraya göz koydular ve yok edeceklerdi. Yok ettikleri şey hafıza, Emek Sineması, Beyoğlu'nda birçok sinema gibi. Aslında bizim kültürel hayatımızı yok eden müdahaleler bunlar. Naif, basit şeyler değiller. Galata Port'un örneğin kültürel deformasyonu ortaya çıkaran sınıfsal müdahaleler olduğunu görmek lazım.

TOPLUMLARIN BAŞINA GELECEK EN KÖTÜ ŞEY

Bu sadece bir kent yağması mı?

Sadece maddi çıkarlar için yapılan bir yağma değil bu. Birileri tarafından rant alanı olarak gözüküyor bu şehir ama öbür tarafta çoğunluk olarak bizim hafızamızı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bu bence toplumların başına gelecek en kötü şeylerden biri.

Çünkü kendi varlığını tanımladığın şey, aynı zamanda mekanlara ilişkin şeyler, kendini hatıralar üzerinden değerlendirmek sadece nostaljik bir şey değildir. Karşılaştırma sürecidir. Dün, bugün ve yarın üzerinden bir perspektif oluşturmaktır. Oradaki denklemin sonucu sana yarına ilişkin bir şey söyler, atacağın adımı belirler. Bunları kaybettiğin anda boşlukta süzülmeye başlarsın. Boşlukta süzülme kolay yönetilir aslında. Kendi perspektifini kaybetmişsindir ve birileri sana o perspektifi söyler ve peşinden gidersin. O yüzden kentte yaşananlar basit kayıplar değil.

Mesela Bergama'da da 1914’te 2 bin yıllık bir Roma kilisesi var kaymakam onun duvarlarını yıkıyor. Bunu kasaba meydanını genişletme gerekçesiyle yapıyor. Aslında hafızayı yok etmek için yapıyor. Çok kültürlülüğün, Pagan kültürünün bir işareti var orada. Türkleştirmek ve Müslümanlaştırmak istiyor. O zaman onu yıkıyor. Bu tür katmanlarını yok ederek, hatırlamaz hale getirmek bir yöntem olarak kullanılıyor. O yüzden bunlar çok basit, naif şeyler değiller.

Kadın, işçi, öğrenci hak peşinde
Yücel Tunca 1984’ten 97’ye kadar çektiği fotoğrafları kamuya açtı. Bu fotoğraflar arasında 80 sonrası öğrenci gençlik hareketinin eylemleri, Beyazıt’ta ilk öğrenci derneklerinin forumları, işçinin büyük Zonguldak yürüyüşü, kadın hakları için düzenlenen ilk yürüyüşten kareler var. Yücel Tunca, "Fotoğraflara bakarken sanki bir başka çağa aitlermiş gibi hissettim. Amacım nostalji değil. O dönem duygusunu ve kaybettiğimiz şeyleri hatırlanması aynı zamanda" dedi.


© Birgün