Gediği genişletmek
Güvenpark’ta toplanan kitlenin Anıtkabir’e yürürken 4-5 kat büyümesi, "devlet aklının" yüksek mevkilerinde endişeyle tartışılıyormuş. Devlet aklı diye gizem kattıklarının "sermayenin ve mülksüzleştirme rejiminin tahkimat odaları" olduğunu biliyorsunuz. Bu tedirginlik boşuna değil. Çünkü o kalabalık, "hesaba katılmayanların" kendiliğinden bir araya gelişiydi; ne bir genel merkezin çağrısıyla ne de bir liderlik talimatıyla. Güvenpark’tan Anıtkabir’e uzanan o yürüyüş, tam da bu yüzden bir gedik açtı: Aşağıdan gelen, öngörülemeyen, hesaplanamamış bir kolektif iradeyle.
Ardından Özgür Özel Doruk Madencilik direnişçileriyle kucaklaştı; Trabzon’dan Nevşehir’e uzanan bir Anadolu yürüyüşü başlattı. En sağdan en sola partiler ve örgütler omuz başında toplandılar.
Ama şunu hemen sormak gerekiyor: Bu adımlar, kalabalığın yarattığı basıncın bir ürünü müydü yoksa liderlik inisiyatifinin bir armağanı mı? Eğer birinciyse, gedikten gerçek bir sel taşabilir. Eğer ikinciyse, sokak yeniden her şeyi “kahraman liderden” bekleyen bir kalabalığa dönüşür ve döngü kapanır. Bu soruya verilecek yanıt, Güvenpark’ın görkemiyle değil; o yürüyüşe katılanların sonrasında ne yaptığıyla şekillenecek.
Her anlık isyan parlayışı iktidarın şiddet duvarına çarptığında muhalif kitlede iki uç marazi refleks görülüyor.
İlki, "bulunmaz Hint kumaşı" sendromu: Kitle, maruz kaldığı delik deşikliği kamufle etmek için sahnedeki her aktörden kusursuz, insanüstü güçlerle donatılmış bir kurtarıcı talep ediyor. Bu fantezi, liderin en ufak insani eksiğinde ya da sistemin engellemesinde sarsıcı bir devalüasyona ve linç dalgasına dönüşüyor. Lidere yöneltilen kibirli "beceremiyorsun!" saldırısı, zalimin zoru karşısında bedel ödemekten kaçan, pop-liberal sinizmle tweet atarak öfkesini tüketen konforlu muhalifin yarasını tamir etme biçimi.
Madalyonun diğer yüzünde "nasibini almışlar" teslimiyetçiliği salınıyor. Bu pasifist tutum, devletin şiddet fütursuzluğunu "devlet aklı" maskesiyle akla........
