İcazet |
Günümüzde otoriter rejimler demokratik hayatın kurumlarını ve kültürünü geleneksel yöntemlerle bastırmayı değil, yumuşak güç stratejileri ile kontrol etmeyi ve ehlileştirmeyi tercih etmektedirler.
Geleneksel otoriter rejimlerde sivil toplumu baskılamak tercih edilirken, günümüz otoriter rejimlerinde ise sivil toplumu ve STK’ları ele geçirmek ya da hükümetin kontrolünde ‘sözüm ona’ STK’lar yaratmak tercih edilmeye başlanmıştır. Bu artık belirginleşen bir siyasi stratejidir.
Yakın tarihli çalışmalarda, kurumları dikkate almayan bu yaklaşımdan uzaklaşılmış ve ‘yeni’ yaklaşımlar öne çıkmıştır. Bu yaklaşımlardaki ‘yeni’yi yapan ise, otoriter rejimlerin sadece baskı aygıtlarını ele alan klasik literatürün aksine, bu çalışmaların yapılabileceği sözde demokratik kurumlara yönelmeleri-içerden veya dışardan yönetebilmeleridir.
Otoriter rejimlerdeki-artık ne kadar demokratikse-demokratik kurumların, sadece meşruiyet arayışı için inşa edilmediklerini, rejimin istikrarını korumak amacıyla organize edildikleri ve de demokrasiyi pekiştirmekten ziyade onun gelişimini engellemek için müdahale edildikleri aşikardır.
İşte bu yapı içindeki iktidarlar sürekli bir direnişle karşı karşıyadırlar. Bunu bir tehdit görmeleri karşısında ise benimseyebilecekleri iki yöntem bulunmaktadır, ya zorla tehditti bertaraf edecekler, ya da muhaliflere-onlara sınırlı bir fayda sağlayarak veya yetki devrederek sadakatlerini kazanacaklardır. Diğer bir ifadeyle devşireceklerdir.
***
Muhalifleri devşirmek, zor kullanma ile karşılaştırıldığında otoriter rejimin devamlılığı için daha güvenli bir yöntemdir ve bu nedenle de........