“Değişik mikrofonlar görüyoruz, sevindik”

Madencilerin Ankara’daki eylemleri sürerken, Bağımsız Maden İş’in avukatı Mert Batur, 27 Nisan’da Kurtuluş Parkı’nda gazetecilere konuşuyordu. Dikkat ettim, önünde beş mikrofon vardı; Halk TV, Sözcü TV, Now TV, ANKA, TV 5.

Bir gün sonra sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu, İçişleri Bakanlığı’ndaki görüşmeden çıktığında mikrofon sayısı aniden artıvermişti! Anadolu Ajansı’ndan Habertürk’e kadar çok sayıda mikrofonu karşısında gören Başaran Aksu, takılmadan edemedi:

“Burada değişik mikrofonlar görüyoruz, sevindik. Yoktular, işçilerin eylemini görmediler bugüne kadar. Bakanlık önünde görmeleri sevindirici…”

İşçiler, Eskişehir’den Ankara’ya yürürken, bakanlık önünde kaldırımda yatarken, polis onları coplarken, biber gazı sıkarken, 17 gündür onları görmeyen iktidar yanlısı medya, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi devreye girip, Yıldızlar Holding patronunu işçilerin haklarını ödemeye ikna edince ortaya çıkmışlardı.

17 gün boyunca onları yok sayan, görmeyen iktidar medyası eylemin sona ermesini haber yaptı. Tabii yine bu sonuçtan bakanlara övgü payı çıkarmayı başat görev saydılar.

Ahmet Hakan da son gün Bakan Çiftçi’nin sorunun çözümü için müdahale edeceğini yazmakla övündü. Sanırsınız genel yayın yönetmeni olduğu Hürriyet’te ve CNN Türk’teki programında 16 gün boyunca her gün eylemi konuşmuş, anlatmışlardı!

Bunlar iktidar medyasının bildik halleri. İktidara zarar vermesinden endişe ettikleri olaydan uzak duruyorlar. Muhalif medyada da CHP’li belediyelere karşı korumacılık söz konusu.

İzmir’de Buca, Karşıyaka ve Bayraklı belediyeleri çalışanları, toplu iş sözleşmesi anlaşmazlığı ve alacakları nedeniyle yarım gün iş bıraktı ve CHP il binasına yürüdü. 29 Nisan’daki bu eylem, bekleneceği gibi Anadolu Ajansı başta olmak üzere iktidar medyasında geniş biçimde yer aldı.

Fakat muhalif medya bu haberden uzak durdu. Sadece Evrensel’de “3 ilçede belediye emekçileri iş bıraktı” başlığıyla yer aldı. Eylemden önce “Buca Belediyesi’nde eylem. Çalışanlar yarın iş bırakacak” haberi veren Halk TV ile Sözcü’de de eylem haberini göremedim.

∗∗∗

İLKER BAŞBUĞ, “MÜLAKAT”I YANLIŞ BİLİYOR

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, “36 saat süren Çanakkale röportajı” başlıklı yazısı hatalıydı.

Başbuğ, yazının başlığında “röportaj” diyordu, ama yazısında “Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal ile Mülakatı” konu alıyordu. Elbette gazeteci Ruşen Eşref’in, Mustafa Kemal ile Çanakkale savaşı konusunda 1918’de yaptığı ve toplam 36 saat süren “mülakat”, tarihsel değeri bir yana, gazetecilik açısından da önemli.

Fakat Başbuğ, mülakat” sözcüğünün “röportaj” anlamına geldiğini sanıyor olacak ki, yazısında her iki tanımı da kullanıyor; hatta “Ruşen Eşref (Ünaydın), bu mülakatı ile Türk edebiyatını hem röportaj türüyle tanıştırmış” diyordu.

Halbuki eski dildeki “mülakat”ın günümüz Türkçesindeki karşılığı röportaj değil, söyleşi. Röportaj ile söyleşi iki ayrı gazetecilik yöntemi. Söyleşi soru cevap şeklinde yapılır, gazetecinin ortaya çıkan metindeki rolü daha sınırlıdır. Röportaj ise gazetecinin kendi gözlem, araştırma ve izlenimlerini de kattığı, edebi nitelikli gazetecilik ürünüdür.

Nitekim röportajın büyük ustası Yaşar Kemal, “Dünyadaki en iyi röportaj yazarları da büyük romancılardır” der. Dilbilimci Emin Özdemir de “Röportaj, bir doğruyu, bir gerçeği, araştırma, inceleme, gezip görme yoluyla ya da soruşturma yöntemiyle yansıtır. Çok kez öyküsel bir örüntü içinde gerçekleştirir bunu” diye tanımlar röportajı.

Günümüzde “söyleşi” ile “röportaj”ı karıştıran sadece........

© Birgün