Bolivyalı protestocular, sendikacılar, yerli halkların temsilcileri BirGün'e konuştu: Bolivya’daki ayaklanma sadece bugünün değil yarının kavgasıdır

Latin Amerika ülkesi Bolivya’da pahalılık, neoliberal dayatmalar ve derinleşen kriz toplumsal patlamaya neden olurken sağcı Devlet Başkanı Rodrigo Paz’ın istifasını isteyen hükümet karşıtlarının protestoları devam ediyor. Enflasyonun yüzde 14’e çıktığı ülkede yakıt sübvansiyonlarının kaldırılmasının tetiklediği gösteriler 32 noktada sürerken protestoların arkasında eski Devlet Başkanı Evo Morales’in olduğunu ileri süren hükümet isyanı şiddetle bastırmaya çalışıyor.

Başkent La Paz’a yürüyen yerliler, köylüler, madenciler başkanlık sarayına kuşatmaya çalışırken güvenlik birimlerinin şiddetli saldırılarına maruz kalıyor. Ülkenin en büyük sendika liderlerinden Mario Argello hakkında “terörizm” suçlamasıyla gözaltı kararı çıkarıldı.

Bolivyalı sendikacılar ve aktivistler yaşananları BirGün’e değerlendirdi.

BOLİVYA'DA YAŞANANLAR HALKÇI BİR AYAKLANMA

René Soliz VILLCA, Bolivya Yerli Kültürlerarası Topluluklar Konfederasyonu (CSCIOB) Örgütlenme Sekreteri:

Bolivya'da şu an yaşananlar halkçı bir ayaklanmadır. Bu durum, seçim kampanyasında vaat ettiği gibi ülkenin yapısal sorunlarını çözme kapasitesine sahip olmayan ulusal hükümetin beceriksizliğine bir yanıttır. Rodrigo Paz, bugün protesto gösterileri düzenleyen halkın oylarıyla başkan seçildi. Çoğunluk ülkeyi yönetmesi ve sorunları çözmesi için kendisine verdiği oydan ötürü hayal kırıklığı ve ihanete uğramış hissediyor.

Rodrigo Paz, seçim kampanyasında kendisini merkez sağda konumlandırıyor ve ulusal çoğunlukların (yerliler, köylüler, işçiler, esnaflar vb.) sorunlarını çözeceğini vaat ediyordu. Bu taahhütleri arasında, ülkeyi borçlandırmamak adına uluslararası finans kuruluşlarına başvurmamak ve yolsuzlukla mücadele de yer alıyordu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Aksine, ilk tedbirlerinden biri büyük servetlere yönelik vergiyi kaldırarak kapitalistleri ödüllendirmek oldu. Halkın çoğunluğu için ise temel ekmeğin ham maddesi olan unun sübvansiyonunu kaldırdı ve ekmek fiyatı P arttı. Diğer yandan, uluslararası fiyatlardan yakıt sağlamak suretiyle benzin ve dizel sübvansiyonunu da kaldırdı.

NEOLİBERAL SALDIRILARA KARŞI SOKAĞIN ÖFKESİ

Daha sonra aralık ayı ortalarında 5503 sayılı kararnameyi çıkararak aşırı sağa kayma ve neoliberal bir model uygulama yönündeki tüm niyetlerini açıkça ortaya koydu. Bu kararname ulusal ve ulusötesi özel yatırımları kayırıyor; lityum, madenler, hidrokarbonlar gibi doğal kaynakların satılmasını, stratejik şirketlerin özel sermayeye devredilmesini ve işveren lehine esnek çalışma modellerini öngörüyordu. Diğer önlemlerin yanı sıra bu 5503 sayılı kararname, sokaklarda ve otoyollardaki toplumsal protestolar ve ulusal yol kapatma eylemleri sayesinde yürürlükten kaldırıldı. Yol kapatma eylemleri toplumsal protestonun uç bir yöntemi olsa da, uygulanmak istenen kamu politikalarına karşı kitlelerin doğrudan demokrasiyi işletmesidir. Hükümetin sokaklarda aldığı bu yenilgi, Bolivya'nın şirketlerinin elden çıkarılmasına, doğal kaynakların satılmasına ve sosyal yardımlar, işçi kazanımları, ücretsiz/evrensel eğitim ve sağlık hakkı gibi kazanımların geriye götürülmesine asla tolerans göstermeyeceğine dair sert bir uyarıydı.

YAKIT KITLIĞI İNFİALE YOL AÇTI

Öte yandan, ocak ayından bu yana bize, izin verilen sınırların çok üzerinde, kurum dolu kirli benzin satıyorlar. Bu durum araç motorlarının kullanım ömrüne ciddi zarar veriyor. En kötüsü de yaşanan yakıt kıtlığıdır. Bu kabul edilemez durum toplum genelinde büyük bir infiale yol açtı. Buna bir de yakıt alımında fahiş fiyatlarla yapılan ve savcılığa ihbar edilerek kanıtlanan yolsuzluk vakaları eklendi. Ücretli çalışan kesimle enflasyonun üzerinde maaş artışı yapılması, nakliyecilerle berbat benzin satışının durdurulması gibi konularda taahhütler imzalanmasına rağmen sektörel talepler karşılanmadı. Son 6 aydır hükümet sadece söz üzerine söz verdi ve toplumun bağrında büyük bir öfke birikti.

TOPRAK KANUNU İSYANIN FİTİLİNİ ATEŞLEDİ

Gözden kaçan bir diğer husus ise, 1720 sayılı Toprak Politikası Kanunu’nun fitili ateşleyen unsur olmasıdır. Bu kanun, küçük tarım mülklerinin gönüllü olarak vergi ve krediye tabi orta ölçekli mülklere dönüştürülmesini öngörüyordu. Oysa anayasamızın 394. maddesinin II. fıkrası uyarınca, küçük mülkler aile mirası olarak korunmakta olup bölünemez ve haczedilemez niteliktedir. Bahsi geçen kanun ise finans kuruluşları tarafından bu mülklere el konulmasının önünü açarak anayasamıza doğrudan ters düşüyor, köylüleri ve yerli halkı doğrudan mağdur ediyordu.

İşte bu yüzden, daha nisan ayında bu kanunun iptal edilmesi talebiyle protestolar başladı. Büyüyen tepkiler ve baskılar karşısında başkan kanunu iptal etmek zorunda kaldı; ancak bu hamle yeterli olmadı. Olgunlaşan ve büyüyen protestolar, bugün artık doğrudan başkanın istifasını talep etme noktasına geldi.

NE VAR NE YOK SATMAYI PLANLIYORLAR

Nisan ayına gelindiğinde, farklı sektörlerden spesifik taleplerle protestolar başladı. Ancak hükümet, protestoların ortasında sözde ülkeye ilerleme getirmek amacıyla 10 yapısal yasa tasarısından oluşan bir paket çıkardığında hoşnutsuzluk daha da büyüdü. Bu pakette yine ulusal ve ulusötesi özel yatırımlara imtiyazlar tanınıyor; elektrik, hidrokarbonlar, madencilik, temel hizmetler ve devlete gelir sağlayan kârlı stratejik devlet şirketlerinin özelleştirilmesi amaçlanıyor. En kötüsü de eğitim, sağlık, su ve La Paz şehrindeki teleferik hattı ile devlet hava yolu şirketi BoA (Boliviana de Aviación) gibi kamu toplu taşıma hizmetlerini özelleştirmek istiyorlar; en büyük 15 kamu şirketini satmak niyetindeler.

DİYALOG........

© Birgün