Kıdem tazminatı yeni fonlara kurban mı ediliyor?

Çalışma hayatı 2026 yılına oldukça hareketli bir giriş yaptı. Bir yanda en düşük emekli maaşının 20 bin TL sınırında kalması, diğer yanda esnafın 7 bin 200 gün prim eşitleme beklentisi konuşulurken asıl tartışma, nisan ayından itibaren bordrolarda yeni bir kesinti kalemi olarak karşımıza çıkacak olan o zorunlu katılım modelinde yoğunlaşıyor: TES (Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi).

Hükümetin nisan ayı itibarıyla hayata geçirmeyi planladığı bu sistem, kağıt üzerinde "ikinci bir emeklilik geliri" vaat etse de, rakamlar ve tarihsel gerçekler başka bir tabloya işaret ediyor. Eğer bu düzenleme kesinleşirse, nisan ayından itibaren asgari ücretli bir işçinin bordrosundan, işveren katkısı da dahil olmak üzere yıl sonuna kadar toplam 11 bin 890 TL kesilecek.

Henüz eline geçmeden enflasyon karşısında eriyen asgari ücretli için bu rakam, sadece bir "tasarruf" değil; kiradan, mutfaktan ve çocukların eğitiminden feragat edilmesi gereken devasa bir meblağdır. Peki, çalışan neden bu "tamamlayıcı" adı altındaki kesintiye kuşkuyla bakıyor? Cevap, toplumsal hafızamızda ve bugünkü uygulamalarda gizli.

Ülkemizde "fon" denildiğinde çalışan kesimin zihninde canlanan hatıralar maalesef pek de parlak değil. Geçmişte büyük umutlarla kurulan Konut Edindirme Yardımı (KEY) ve Tasarrufu Teşvik Fonu gibi yapıların akıbetini hatırlayalım. Yıllarca işçinin alın terinden kesilen paralar, geri ödeme........

© Birgün